Çin Milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşakmış. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öyle yaklaştırırmış. Yaklaştırıp konduktan sonra kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı iyi bilgili insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok, çok Türk milleti öldün; Türk milleti öleceksin. Güneyde Çoğan ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti öleceksin.[1]
İçindekiler
Konu Sayfa No
------------- ------ --Yabancı Gelinler
Göktürklerde Yabancı Gelinler
Uygurlarda Yabancı Gelinler
Avrupa Hunlarında Yabancı Gelinler
Hazarlarda Yabancı Damatlar
Artuklularda Yabancı Damat
Dulkadıroğulları
Safevilerde Damatlar ve Gelinler
Kırım Hanlarında Damatlar ve Gelinler
Kazan Hanlığında Damat ve Gelinler
Selçuklu Yabancı Gelinleri
Cariyelerle Evlilik
Sultanlar
Büyük Selçuklu Devleti
Anadolu Selçuklu Devleti
Anadolu Beylikleri
Ümeralar
Cariyelerle Evlilik
Akkoyunlularda Yabancı Gelinler
Osmanlı’da Yabancı Gelinler
Osmanlılarda Kadınlar Saltanatı
Yabancı Gelinler
KURAN
MAİDE 4 - Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helal kılındı." Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin), Allah'tan korkun. Muhakkak Allah, hesabı çabuk görendir. 5 - Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Ve müminlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir şekilde mihirlerini ödediğiniz takdirde, size helâldir. Her kim imanı inkâr ederse, ameli boşa gitmiş olur ve o, ahrette zarara uğrayanlardandır.[2]
Bu ayetin ışığında bir Müslüman erkek kitap ehli namuslu kadınlarla evlenebilirler. Aşağıdaki ayetlerin ışığında da bir Müslüman kadın Müslüman olmayan bir erkekle evlenemez.
MÜMTEHİNE 10 - Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduğunu öğrenirseniz onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. Onların (kocalarının) sarf ettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarf ettiğinizi isteyin. Onlar da sarf ettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O, hükmeder, Allah bilendir, hikmet sahibidir. 11 - Eğer eşlerinizden biri, sizden kâfirlere kaçar da siz de savaşta galip durumda olursanız, eşleri gitmiş olanlara ganimetten, harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının. 12 - Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey ‘at ederlerse onların bey 'atlarını al ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.[3]
Göktürklerde Yabancı Gelinler
Göktürkler 552de iktidarı Aparlardan aldıktan sonra Bumin Kağan Doğu Kağanı ve Büyük Kağan, kardeşi istemi Han da ona bağlı Batı Kağan’ı olmuştur.
Bumin kağan 552de Wei imparatorluk hanedanından Prenses Çang-Lo ile evlenmiştir. Fakat üç oğlunun anneleri bu kadın değildir.[4]
Uygurlarda Yabancı Gelinler
Bayançur Kağan (746-759) tahta geçtikten az sonra bir Çin İmparatorluk prensesi ile evlendi. Çin imparatoruyla dostça ilişkiler kurdu ve Çin’deki isyanların bastırılmasında ona yardım etti. Oğlu Böğü Kağan “Çin Fatihi” olarak ün kazandı ve cihangir büy6ük Türk hakanlarının izinden yürüdü. 20 Kasım 761de Çin imparatorluğunun başkenti Lo-Yang’ı fethetti. 763 Martına kadar da burada kaldı.[5]
Avrupa Hunlarında Yabancı Gelinler
Atilla ilk gençliğini bir roma sarayında geçirdi. Roma kültürünü ve Latinceyi öğrendi. Bilhassa oma İmparatorluğunun bütün zaaflarına dikkat etti ve tahta çıkınca bunlardan dâhice faydalandı. Önce Doğu Roma (Bizans üzerine yürüdü ve vergiye bağladı. Birkaç yıl sonra da Roma’yı vergiye bağlayarak bu zilleti daha da arttırdı. Tekrar üzerine yürüdüğü Bizans’tan Belgrat, Niş ve Filibe’yi aldıktan sonra Gelibolu’ya geldi. GBu yenilgi üzerine Bizans daha ağır vergi vermeyi kabul etti.
Daha sonra tekrar Bizans üzerine yürüyerek balkanlardaki 70 şehir ve kasabayı aldı. Bizans bu zilletten kurtulmanın tek çıkış yolunu Attila’yı zehirleyip ortadan kaldırmayı planladı. Bu ağır suçu işleyecek olan kişinin başı kesilerek Atilla’ya gönderildi ve anlaşma yapıldı.
Attila bu sırada gözlerini batı Roma’ya çevirmişti. Bu arada batı Roma Attila’nın tahtı üzerinde hak iddia edenleri koruyordu. İmparator 3. Valentinaus’un kız kardeşi Prenses Honaria, doğacak çocukları tahta rakip olmasın diye, evlenmemeye mahkûm edilmişti. Bunun üzerine intikam almak isteyen prenses Atilla’ya bir nişan yüzüğü gönderdi. Atilla bu prensesin bu teklifine cevap bile vermedi. Fakat batı roma ile bozuşmak için bahane ararken aklına yıllar önce ortaya çıkan olay geldi. Bu sıralarda Prenses Honaria, saray adamlarından birisiyle seviştiği iddiasıyla annesi İmparatoriçe Placidia tarafından önce İstanbul’a sonra da İtalya’daki Ranenna’ya gönderilmişti. Bunu öğrenen Atilla Batı Roma İmparatoruna elçi gönderdi. Nişanlısını hemen serbest bırakılmasını, müstakbel (gelecekteki) zevcesi Prenses Honaria’nın miras ve çeyizi olarak da batı Roma İmparatorluğunun yarısının kendisine verilmesini istedi. Siyasi gerginlik zirveye çıkmıştı.
Bu sıralarda Atilla’nın en büyük endişesi, iki Roma imparatorunun kendi aleyhine işbirliği yapmaları ve aynı anda iki cephede savaşmak zorunda bırakılmakla karşı karşıya bırakılmasıydı. Bunu önlemek amacıyla hızla batı Roma üzerine yürüyüp, ona baş eğdirmek gerekiyordu.
Atilla, Batı Roma’yı Galya’da ezdi. Reni geçerek Fransa’ya (Galya) girdi. Metz ve Reims şehirlerini aldı. 24 Haziran 451 de Orleans şehri yakınlarında batı Roma ile müttefiki batı Gotlarının büyük bir ordusunu karşıladı. Çok kanlı geçen ve her iki taraftan 165.000 kayıpla sonuçlanan meydan savaşından her iki tarafta sonuç alamadı.
Atilla 452de doğrudan doğruya İtalya üzerine yürüdü, Milano ve Pavia şehirlerini aldı. Atilla’nın he an Roma’ya girmesi bekleniyordu. Papa 3. Leo, Atilla’nın karargâhı a giderek, Roma’yı çiğnememesi için yalvardı. Atilla tekrar Roma üzerine yürümek niyetinde olduğu için, Batı Roma yıllık vergi vermek teklifini kabul ettiği için geri döndü.
Atilla tarihin en büyük cihangirlerinden birisidir. Kendinden önceki Büyük İskender ve Mete gibi cihan devleti kurmak ve dünyaya hâkim olmak istiyordu. Avrupalılar kendisine “Tanrının Kılıcı” diyorlardı. Yıldırım gibi hareket ederek Avrupa’nın büyük bir bölümüne sahip olmuştu.
Atilla, “İldiko” adındaki genç bir kızla evlenmiş ve evliliğinin ilk gecesinin sabahında yatağında ölü bulunmuştu. Ağzından ve burnundan akan kanlarla yatak kıpkırmızı olmuştu. Eşi odanın bir köşesinde korkudan aklını kaybetmiş bir şekilde çaresiz olarak duruyordu. Ölümün şiddetli bir kanamadan mı, bir suikast sonucu mu meydana geldiği anlaşılamadı.
Atilla çok büyük bir törenle gömüldü. Cenaze altın bir tabuta kondu. Bu tabut bir gümüş, gümüş tabut da demir bir tabut içinde korumaya alındı. Gömüldüğü yer belli olmasın diye, mezarı kazanlar okla vurulup öldürüldü. Mezarın yanından geçen çayın yatağı (mecrası) değiştirildi, sular başka yöne çevrildi.[6]
Hür Kadınlarla Evlilik
Anadolu’nun Müslüman olmasına etki eden mühtediler arasında kadınlar ilk sırayı alıyorlardı. Bunların din değiştirip Müslüman olmalarında (ihtidasına da) büyük ölçüde Müslüman erkeklerle evlenmeleri sebep olmuştur.
Daha başlangıçtan itibaren Selçuklu Sultanlarının Hıristiyan saraylarına mensup bazı kadınlarla evlenmeleri, Türkler arasında gayrimüslim kadınlarla evlenmelerin son derece normal karşılandığını göstermektedir. Üstelik yabacılarla evlenenler sadece sultanlar olmamış, ümera ve halk da bu tür evlilikleri yapmışlardır.
Sultanlar
Sultanların evlilikleri daha çok siyasi amaçlara bağlı kalmıştır. Aslında bu çeşit evliliklere tarihin her devrinde rastlamak mümkündür. Selçuklu sultanları bazen komşu Müslüman hükümdarların bazen de Hıristiyan hükümdarların saraylarına mensup kadınlarla evlenmişlerdi.
KURAN
BAKARA 256 Dinde zorlama yoktur.
KEHF 29 - Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışız ki, duvarları, çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryat edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri! 30 - İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle güzel işler yapanların mükâfatını zayi etmeyiz.[7]
2. Gıyasettin Keyhusrev’in annesi Mahperi Hatun da aslen Hıristiyan idi.
1. Alaatttin Keykubat, Alanya hâkimi Kirvag’ın kızı olan bu kadınla evlenirken onu dininde serbest bırakmıştı. Ancak Hatun bir süre sonra hem ihtida etmiş hem de dindarlığı ve hayır işlerine düşkünlüğüyle tanınmıştı.
2. Gıyasettin Keyhusrev, söz konusu olan Gürcü prensesinden başka Konyalı biri zengin, biri de bir papaz olan iki Hıristiyan’ın kızları ile de evlendi. Sultan’ın üç oğlu bu üç Hıristiyan kadından dünyaya gelmişti.
Sultanların eşleri arasında Gürcü kadınlarının yanında Ermeni kadınlarının olmamsı, Ermenilerin siyasi bir güç olarak görülmediğini göstermektedir. Fakat Selçuklu devlet adamları arasında Ermeni kadınlarla evlenenler de olmuştur.
Hıristiyan olarak saray ve konaklara giren bu kadınlara mutlaka, hem saray içindeki hem de saray dışındaki Hıristiyan kadınların dikkatini çekmişlerdir. Onların kendi istekleri ile ihtida ederek Müslüman olmaları da diğer Hıristiyan kadınların Müslüman olmalarında etkili olmuştur. [8]
Bizans imparatoru, kuzeyde Peçenek, doğuda ve güneyde Osmanlı tehlikesine karşı yardım alabilmek için İl Türk Denizcisi Çaka Bey’e kızını vermeyi teklif etti.[9]
Anadolu Beylikleri
Karesioğulları
Yahşi Han Bey, babasının ölmesi üzerine Bergama Bey’i olmuştur. 1344e kadar 19 yıl Bergama’da kalmıştır. 1341 ve 1342 de iki defa Çanakkale Boğazını geçip Gelibolu yarımadasına çıkmışsa da başarı kazanamamıştır. Ancak bu seferler Osmanoğlu Süleyman Paşa’ya yol göstermiştir. Esasen bu bölgeleri çok iyi tanıyan Karesi komutanları, Süleyman Paşa’nın hizmetine girmişlerdir. Yahşi Bey’in oğlu olduğu zannedilen Süleyman Bey de 1345te Karesioğulları’nın 3. Gelibolu seferini yapmıştır. 1345te Osmanlıların Çanakkale Beyi olan Süleyman Bey,1361 de yani Orhan Bey’in son zamanında ölmüştür. Bizans Generali Vatatses’in kızıyla evliydi. Oğlu Mustafa Bey, Mustafa Bey’in oğulları Kutlug-Melik ve İsa beyler, Kutlug-Melik Bey’in oğlu Musa Bey, İsa Bey’in kızı Hindu Hatun’dur.[10]
Ümeralar
Babinger, 1. Haçlı ordusunun Anadolu’dan geçişi sırasında birçok Frenk kadınının Selçuklu ümerasının haremine girdiğinden bahseder.[11]
Ümera arasında sultanlarla yakınlığı olan Hıristiyan ailelerinin kızları ile evlenenler de bulunuyordu. Aksarayi Sahib Frarüd-Din Ali’nin (887/1288) oğlu Tacüd-Din Hüseyin’in, 2. İzzettin Keykavus’un dayısı Kirhaye’nin kızı nikâhlı olduğunu belirtmektedir. [12]
Cariyelerle Evlilik
KURAN
NİSA 3 - Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz cariye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.
NİSA 23 - Size şunları nikâhlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkız kardeşleriniz ve karılarınızın anneleri ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikâhlamanız da haramdır. Ancak cahiliyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir.
NİSA 24 - Bir de harp esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikâh ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdir edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
NİSA 25 - Sizden her kim hür mümin kadınları nikâh edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikâhlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafurdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.)
NUR 30 - (Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
NUR 31 - Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz. 32 - Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. 33 - Evlenme imkânını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
34 – Ant olsun ki biz size açık açık bildiren ayetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.
MÜMİNUN 5 - Ve onlar ki, iffetlerini korurlar, 6 - Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. 7 - Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
MEARİC 29 - Onlar ki ırzlarını korurlar. 30 - Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar. 31 - Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.
Hür kadınlardan başka Türk evlerine cariye olarak giren kadınlar da vardır. Bunlar ya deniz korsanları tarafından ele geçirilen veya savaşlarda ve akınlarda esir edilen Hıristiyan kadınları idi. Bu kadınlar cariye olarak satılıyor ve başta saray ve konaklar olmak üzere pek çok Müslüman’ın evine giriyorlardı. Kimsesiz ve çaresiz kalan, bu sebeple de çoğu zaman Müslüman askerlerle evlenen, hatta onları babalarından veya kocalarından kalan evlerine alan Hıristiyan kadınları gibi, bu cariyeler de girdikleri Müslüman harem dairelerinde çarçabuk İslam kültürünün etkisi altında kalıyor ve ihtida ediyorlardı. Hiç olmazsa kendilerinden doğan çocuklar babalarının evlerinde Müslüman olarak yetiştiriliyorlardı. Böylece bu evlilikler bir taraftan Hıristiyan nüfusunu azaltırken, diğer taraftan Türk nüfusunun artmasına ve Müslüman olma olayının hızlanmasına sebep oluyordu.
Cariyelerin Müslüman olmalarına, kölelerde olduğu gibi, efendilerinin onları İslamiyet’e kazandırmak için başvurdukları tedbirler de sebep oluyordu ki, bunlar tamamen dini muhtevalı tedbirlerdi. Hz. Muhammet,
-“Üç kişi vardır ki onların sevapları iki kattır. Bunlar:
1) Kendi peygamberine iman ettikten sonra Hz. Muhammet’e iman eden ehli kitap,
2) Allah’ın ve efendilerinin hakkını yerine getiren köle,
3) Bir cariyeye sahip olup da onu iyice terbiye eden ve ona gerekli olan şeyleri iyice öğreten, sonra da onu azat edip onunla evlenen kişidir.”
Bu ve benzeri tavsiyeler, evlerinde cariye bulunan Müslümanlardan bir kısmını her durumda cariyelerini terbiye etmek ve onların Müslüman olmasını sağlamak için harekete geçirmiştir. Efendilerinin bu çeşit telkin ve tavsiyeleri ile karşılaşan, üstelik ihtida karşılığı azat edilmeleri ve kendileri ile hür kadınlar olarak evlenileceği teklifi ile karşılaşan cariyelerin eski dinlerini koruma konusunda sonuna kadar direnebildiklerini pek zannetmiyoruz. Bu sebeple sonu gelmez savaşlar yüzünden, sayılarının oldukça kabarık olması gereken cariyelerden pek çoğunun, Selçuklu harem dairelerinde Müslüman olduklarını kabul etmek gerekmektedir.
Yalnız unutulmaması gereken bir konu, Selçuklu toplumunun gayrimüslimler üzerindeki etkisi kadar olmasa bile, Müslümanların da az çok onların kültürlerinden etkilenmesi meselesidir.
Türk evlerinin bu yeni dönme hanımlarının, bunlardan bir kısmı 12 veya 13 yaşında kız olarak elde edilmiş olsalar bile, doğumlarından bu yaşlarına kadar kendi Hıristiyan ana-baba ve çevrelerinden aldığı terbiyeyi hemen unutamayacaklarına göre, Hıristiyan nine ve annelerinden öğrendikleri masal ve hikâyelere varıncaya kadar pek şeyi çocuklarına öğretecekleri açıktır. Böylece bu kadınların yemek pişirmekten ev döşemeye, kocaları, çocukları ve çevrelerindeki diğer insanlarla olan ilişkilerinden giyim ve kuşama kadar pek çok konuda eski Hıristiyan kültürlerini Türk evlerine taşımış olduklarını kabul gerekmektedir. Şu halde bu tür evlilikler ihtidalara olduğu kadar kültür yayılmalarına da sebep oluyordu.
Bir Rum anadan doğma 1. Alaattin Keykubat’ın Bizans sarayında da bir süre kalması ile Selçuklu Devlet idaresinde merkeziyetçi bir sistem uygulamaya çalışması, Selçuklu üst tabakasının Rum kadınları ile evlenmeleri ve Bizanslılarla kaynaşmaları ile ne ölçüde kültür etkilerinde kaldıklarını göstermesi bakımından önemlidir.[13]
Akkoyunlularda Yabancı Gelinler
Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan imparator4. İonnes’in (1429-1458) kızı prenses Despina Katherina Theodora ile evliydi. [14]
4. İonnes ile kardeşi David’in babaları 4. Alexius (1412-1429)un halalarından prenses Maria Anna despina Akkoyunlu Fahrettin Kutlu Bey ile 1352de evlenmiş. Bu evlilikten Uzun Hasan’ın büyük babası olan Kara Yülük Osman Bey doğmuştu. Şu halde Uzun Hasan, damarlarında Comnenus kanı da taşıyordu. Büyükbabasının anası bir Comnenos idi.[15]
Karakoyunlularda Yabancı Gelinler
4. İonnes ile kardeşi sonuncu imparator David’in kız kardeşlerinden biri de Karakoyunlu hükümdarı ve uzun Hasan’ın rakibi Sultan Şah ile evliydi.[16]
Osmanlı’da Yabancı Gelinler
Bu kadınların bir kısmı dinlerini değiştirmemişler, dindaşlarına yardım etmişler. Osmanlı sarayına Hıristiyan danışmanlar getirmişler ve Osmanlı saray usulünü değiştirmişlerdir.[17]
Osmanlı devletinin ilk yıllarında padişahlar, Bizans imparatorlarının, Anadolu beylerinin, Balkan krallarının kızları ile evlendiler. Bu evlilikler son derece sıkı tutulan diplomatik anlaşmalardı.
İstanbul’un fethinden sonra padişah haremi soylu olmayan odalıklarla dolup taşmaya başladı. Bu gelenek imparatorluğun çöküşüne kadar devam etti. Bu esir kızlar kendi malı sayıldığından, padişahın şeriata uygun olarak bu kızlardan hiçbiriyle evlenme zorunluluğu yoktu. Gene de zaman zaman Kanuni gibi bir padişah seçtiği kadınla nikâh kıyabiliyordu.
Odalıkların aksine, sayıları 4-8 arasında değişen kadınlar ya da kadın efendiler padişahın eşleri olarak kabul ediliyordu. İlk eşe baş Kadınefendi deniliyor onu 2. ve 3. Kadın ile diğerleri takip ediyordu. Kadınlardan biri ölürse yerine alt mevkide olan geçerdi. Ama bunun için kızlar ağasının ve padişahın onayı gerekiyordu.
Padişahın hareminde yüzlerce kadınla yatağa girdiğini hayal etmek vazgeçilmez, bir fantezi ola gelmiştir. Bunun doğru kabul edilebileceği çok ender haller olmuştur.
Örnek 3. Murat öldüğünde yüzden fazla beşiğin sallanmakta olduğu söylenir. Ama 1. Selim, 3. Mehmet, 2. Ahmet gibi padişahlar tek bir kadınla evlenmiş ve ona sadık kalmışlardır.
Padişahların çoğu gecelerini beğendiği kadınlarla paylaşırlardı. Kadınlar arasında tartışmalara sebep olmamak için de bir çetele tutulurdu. Haznedar her buluşmayı bir deftere kaydederdi. Bu kayıtta doğacak çocukların takibine ve kanuniliğine şahitlik edildiği söylenir. Bu olağanüstü vakayiname (Kayıt defteri veya günlük) yalnız cinsi birleşmelerde değil, örnek 1. Süleyman’ın eşlerinden olan ve yatak sırasını başka bir kadına satan Gülfem Kadın’ın idamı gibi olaylara da ışık tutmaktadır. Batı için bir düş kırıklığı sayılabilir ama padişahların eşleriyle toplu seks yaptıkları ile ilgili açık bir kayıt yoktur. Gene de İbrahim gibi kadın düşkünü akli dengesi bozuk padişahların cinsi arayışlara daldıkları bilinmektedir.
Padişahın eşine eşit derecede muhabbet göstermemesi derin kaygılara, güvensizliklere ve hasetliklere yol açıyordu. Örnek Mahidevran Gülbahar Hatun Hürrem’in yüzüne kezzap atmış; Gülnuş Sultan Gülbeyaz adlı odalığı uçurumda yuvarlamış. Kösem Sultan boğdurulmuş ve Bezmialem sultan esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur.
Haremde her şerbet bardağı zehirli bir tuzak olabilirdi. İşbirlikleri yapılıyor, hizipler meydana geliyor, sessiz bir savaş devam edip gidiyordu. Bu hava yalnızca haremin hissi iklimini değil, devler siyasetini de etkiliyordu. Tarihçi lain Grosricharda, Structure du Serail’de (Sarayın Yapısı 1979),
“Haremi bir hapishaneye çeviren katı disiplini mazur görebilecek tek şey kadınların hırsı olabilirdi. Öyle bir hırs ki akıl almaz sapkınlıklara itebiliyordu” der.
Odalılardan birisi bir şehzade ile cinsi birliktelik yaşarsa o şehzade tahta geçtiği zaman onun “Kadını” sayılırdı. “Kadınlar” padişah izin vermeden onun huzurunda oturamazlardı. Son derece terbiyeliler ve saray adabınca oturup kalkmayı çok iyi bilirlerdi.
Padişah eşleri arasındaki ilişkiler de son derece resmiydi. Biri diğeriyle konuşmak istediğinde ricasını kalfa ile haber verirdi. Harem terbiyesi büyüklere saygı ve nezaketle davranmayı gerektirirdi. Geleneksel olarak bütün kadınlar padişah eşlerinin huzurunda etek öperler, onlar da kimi zaman nezaket gereği etek öpene engel olmak gibi davranırlardı. Şehzadelerde babalarının kadın efendilerinin ellerini öperlerdi.[18]
Orhan Gazi
1346da Orhan Bey ile Bizans prensesi Theodora’nın evliliği, o sıralarda fethedilmeyen İstanbul’un Avrupa kıyılarında inanılmaz bir ihtişam içinde, törenlerle kutlandı. Otağını Asya kıyılarına kuran Orhan Bey morlar içindeki gelinini alıp getirmeleri için 30 gemilik bir donanma ve refakatçi olarak bir atlı birliği görevlendirdi. Edward Gibbon The Decline and fall of the Roman İmpire (Roma İmparatorluğunun Gerileyişi ve Çöküşü) adlı eserinde: “Bir işaretle çekilen perdeler, düğün meşaleleriyle diz çökmüş haremağalarının ortasındaki gelini yani kurbanı gözlerden uzaklaştırıverdi” diye yazıyor. “Nefir ve borazanlar mutlu olayı ilan ediyordu. Zamanın en iyi ozanları tarafından söylenen düğün şarkısı, gelinin sözde mutluluğunun üstündeydi. Theodora (Nilüfer) Hatun kilisenin törenlerine uyulmadan barbar efendisine teslim edildi. Ama Bursa’daki haremde kendi dinini koruması şartı koşulmuştu.”[19]
Holofira=Lülüfer, Nilüfer
Yarhisar tekfurunun kızı Holofira, 18 yaşındaki Orhan Gazi’ye verildi. Bu evlilikten 1. Sultan Murat ile ağabeyi veliaht şehzade Rumeli Fatihi Süleyman Paşa dünyaya geldi. Bu prenses Nilüfer adını almış ve üzerine köprü yaptırdığı için bursa ovasında akan suya “Nilüfer Çayı” adı verilmiştir. [20]
İmparator Kantakuzen, damadı Orhan Gazi’ye –Rumeli’de fethedilen yerlerin para karşılığında geri verilmesini istediyse de bu ret edildi. Bunun üzerine Kantakuzen, Türklerin aşırı düşmanı olan Bulgarlar ve Sırplarla işbirliği yapma yoluna gitti. [21]
Osman Gazi’nin başarıları, komşu Rum beylerini korkuttuğundan bunlar Osman Bey’i Yarhisar (Yenişehir-Lefke yani Osman ili arasında) Rum beyinin düğününe davet ederek o vesileyle kendisini öldürmek istemişlerdi. Ancak Osman beyi düğüne davet için gelen Harmankaya (2 Bu günkü adı Mihal Gazi, eski adı Prminos olan Söğüt’e bağlı bir köy) Rum beyi Mihal, durumu Osman Gaziye bildirmiş. Osman Gazi de gerekli tedbirleri alarak suikasttan kurtulurken Yarhisar ve Bilecik’i aldı. Bilecik (Belekoma) beyinin oğluna verilecek olan Yarhisar beyinin esir alınan kızı (HOLOFİRA=Lülüfer, Nilüfer, şehzade Süleyman’la I. Murat Hüdavendigar’ın anneleridir. Dip Not 5) Orhan’la nikâhlamıştır. [22]
Efsanelerle karışık söylenenlere göre Yarhisar (İnegöl) tekfurunun kızını alacak olan Bilecik tekfurunun düğününe Osman Gazi de davet edilmiş. Onun aleyhine bir takım gizli düzen kurulmuş. Osman Gazi bunu söylenene göre Harmankaya tekfuru Köse Mihal’den önceden öğrenerek 40 cengaverini kadın kıyafetiyle Bilecik hisarına sokmak ve bir rakım savaş hileleri kurmak amacıyla Bilecik ve Yarhisar kalelerinin aldıktan sonra Çalırpınarda toplanan düğüncüleri gelinle beraber esir almıştır. Yarhisar tekfurunun kızı olan gelin kızı Nilüfer’i (Holofaria) kendisi için değil oğlu için istemiştir.
Osmanlı sarayına gelen ilk yabancı gelin budur. Süleyman Paşa ve 1. Murat’ın annesidir. Bursa ovasındaki “Odryses” Çayının –zerine köprü yaptırdığı için bu çayın adı “Ülüfer” ve Nilüfer olarak değiştirildi.[23]
1299 da Bilecik ve onun batısındaki Yarhisar ile İnegöl alındı. Yarhisar tekfurunun 13 yaşındaki kızı Holoforia, 18 yaşındaki Orhan Gazi’ye verildi. Bu evlilikten 1. Murat ve ağabeyi Rumeli Fatihi Veliaht Şehzade Süleyman dünyaya gelmiştir. Bu prenses Nilüfer adını almış ve üzerinde köprü yaptırdığı için Bursa ovasına akan akarsuya da Nilüfer adı verilmiştir. [24]
Osman Gazi’nin oğlu ve halefi 1999da Nilüfer ile evlendiğinde “Yiğit” genç diye anılmış olduğundan hareketle bu tarihte 18 yaş civarında olduğu düşünülebilir. Osmanlı rivayetine göre, esir edilen Yarhisar tekfurunun kızı Nilüfer (Lülüfer, Rumca Luludia/Çiçek) ile evlendirilmiş. Süleyman (Rumeli Fatihi) ve Murat (Padişah 1. Murat Hüdavendigar) bu evlilikten dünyaya gelmişlerdir. [25]
KURAN
MAİDE 5 – “Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Ve müminlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir şekilde mihirlerini ödediğiniz takdirde, size helâldir. Her kim imanı inkâr ederse, ameli boşa gitmiş olur ve o, ahrette zarara uğrayanlardandır.”[26]
İbni Batuta bir de Bayal’un Hatun’dan bahseder ama bunun kimliği belli değildir.[27]
Theodora
Bizans imparatorluğu, Kantakuzinos sayesinde Hıristiyan bir prensesin ilk defa olarak bir Osmanlı emiri ile evlendiğine şahit oluyordu. Orhan Bey’in elçileri Kantakuzinos’un ve imparatoriçe İren’in güzel kızları Teodora’yı almaya İstanbul’a kadar gelmişlerdi. Deniz kıyısında İmparatoriçe İren ve kızları için sırf ipekten büyük bir harem çadırı hazırlanmıştı. Geceyi orada geçiren kadınlar, ertesi günü güneş doğarken İmparator Kantakuzinos ve ordusu çadırın arkasında belirince çadırın etrafındaki perdeler aniden açıldı. İki ırkın anlaşması uğruna kurban edilen genç ve güzel prenses Teodora, mütevazı Osmanlıların hayranlıkla baktığı ipek ve altın ile süslenmiş taht üzerinde görüldü. Türklerin daha sonra ahlaksız Bizans imparatorlarından miras alacakları saray hadımları tahtın etrafında başları yerde secdeye kapanmış halde duruyorlardı. Borular etrafa canlı melodiler çalmaya başladı.
Bu işaret üzerine annesi, tanrısı ve vatanı için ağlayan Teodora, Orhan Bey’in elçilerine teslim edildi. Bir Türk gemisi onu karşıda bekleyen kocasına ulaştırdı. İki ırk yaptıkları fedakârlıklarla halklarının gözünde temize çıkmak istiyorlardı. Teodora, bursa hareminde çocukluk dininin icaplarını yerine getirmekte serbest olacaktı. Sarayında başka eşleri olan bir kocanın yeni eşi olan Teodora, Müslüman gelenekleri içinde dinine sadık, sofu bir Hıristiyan olarak kaldı. Orada kocasının sevgisini ve Türklerin saygısını kazandı.
İki devlet arasında yapılan anlaşma sonucu gerçekleşen bu evlilikten sonra İstanbul’da tahta geçen Kantakuzinos, Bursa sarayına gelerek kızını ziyaret etti. Orhan Bey, diğer eşlerinden olan 4 oğlu ile imparatorun önünden giderek onu Üsküdar’a kadar yolcu etti. Orhan Bey’in yaptığı bu misafir severlik Bursa’da çeşitli eğlenceler ve av seferleri yapılmak suretiyle kutlanıyordu. Teodora Osmanlı Bey’inden zaman, zaman İstanbul’a annesini ve kız kardeşlerini ziyaret etmek iznini aldı. Her defasında büyük bir sadakatle Bursa’ya döndü.[28]
Orhan Gazi karısı Teodora ve oğullarıyla beraber Üsküdar’a gelip kaynatası olan –Bizans İmparatoru- Kantakuzenos ile görüştüğü, bu münasebetle ziyafetler ve şenlikler düzenlenmiştir. Bu sırada imparator, kızı Teodora’yı alıp Orhan Gazi’nin başka kadınlardan olan dört oğluyla beraber İstanbul’daki sarayına götürmüş ve onlar burada üç gün kalmış. Orhan Gazi burada kalmış ve İstanbul’a geçmemiştir.
Orhan Gazi’nin Süleyman, Kasım, Murat, Halil ve İbrahim adlarında beş oğlu olup Kasım bu sırada ölmüştür.[29]
Orhan Gazi, İonnes Kantakuzeonos’un kızı, Bizans prensesi Theodara ile evlendi. Bu evlilikten şehzade Halil dünyaya geldi.[30] Bizans İmparatoru İhtiyar Andronikos’la torunu Genç Andronikos arasında taht kavgası yaşanıyordu. Genç Andronikos, bu konu da saray nazırı Kantakuzen’in de yardımıyla tahta oturdu.
Genç Andronikos, dedesine yardıma gelen Bulgar kralı Mihail Asen’i tehdit ederek geri göndermiş. Ancak Bursa’yı alan, İznik’i kuşatan Orhan Beyle Palekenonda savaşıp yaralanarak kaçmıştı.
Bursa, İznik ve İzmit’in kaybı, Osmanlıların Karadeniz ve boğaza kadar gelmeleri Bizans için çok önemli –özellikle ekonomik- kayıptı.
Bu arada 1340 Sırp kralı İstefan Duşan korkunç bir rakip olarak ortaya çıkmış. Makedonya’yı işgale başlamasının yanında İstanbul’u almak için Orhan Bey’e bir heyet bile göndermişti.
Genç Andronikos, 1341’de kırk bir (41) yaşında ölmüş. Vasiyeti gereği yerine Fransız eşi Anna dö Savua’dan olma henüz küçük yaşta olan oğlu Yuannis’in (Jan) vesayeti Gran Domestik Kantakuzen’e verilmişti.
Kantakuzen vekâleten tacı giydi. Ancak İstanbul ve Edirneliler bunu kabul etmedi. O da Makedonya’da kendisini imparator ilan etti.(26 Ekim 1341)
Edirneliler Bulgar kralı Aleksadr’ı yardıma çağırdılar. Aleksandr önce yağma yapmış. Sonra da yardım karşılığında Serez’e kadar Makedonya’yı işgal etmek karşılığında anlaşmaya çalıştı. Başarılı olamayınca Foça kuşatmasında tanıştığı Aydın oğlu Gazi Umur Beye başvurdu.
Umur Bey, Kantakuzen’e otuz iki (32) gemi ve yirmi dokuz bin (29.000) askerle yardıma geldi. Dimetekoya kadar gelen Bulgarları buradan kovdu. Umur Bey, ertesi yıl tekrar Rumeli’ye geldi. Kantakuzen rakipleri tarafından düzenlenen tehlikelerden kurtuldu,
1344’de Aydın oğullarının sahil şehri İzmir, Latinler tarafından (Papa, Venedik, Rodos, Kıbrıs, Ceneviz) işgal edilmesi ve donanları yakıldı. Bu durumda Umur Beyden yardım umudunu kesen Kantakuzen, Orhan Bey’den yardım istedi. Bir ara Frenklerle ateşkes yapan Umur Bey, Çanakkale üzerinden Saruhan ve Karesi Beyliğinin yardımıyla ona yardım etmişti.
Bu arada Kantakuzen’in hizmetine giren Bulgar çeteci Momiçilo da ona sırt döndü. Umur Bey, başında birçok serseri bulunan ve İskeçe ile kuzey Yunanistan’a kadar Rodop mıntıkasına hâkim olan Mimoçilo’yu öldürdü. Kantakuzen buna ait olan şehir ve kasabalara sahip oldu. Bundan sonra Kantakuzen Orhan Bey’in yardımıyla işini gördü. Orhan Bey, ilk olarak beş altı bin (5.000-6.000) kişi ile yardım etti. Kantakuzen’in rakibi olan küçük Jan’ın annesinin elinde bulunan Karadeniz sahilindeki Süzebol hariç bütün yerler alındı. Bundan başka Edirne’de alındı. 1346 Mayıs’ında Kantakuzen, kızı Teodora’yı Orhan Beye nikâhladı.
Kantakuzen, Rumeli’de duruma hâkim olunca İstanbul’a da hâkim olmak istedi. Orhan Bey’in de verdiği kuvvetlerle Yaldızlı (Yedikule) kapının açılmasıyla İstanbul’a girdi. Küçük imparator Yuannis (Jan) ile beraber imparatorluğu kabul ediyor.
Orhan Bey, 1347 yazında Üsküdar’a geçerek kayınpederiyle görüşüyor ve Sırplara karşı harekete geçmek için altı bin (6.000) kişilik kuvvet verdi.[31]
Orhan Bey’in aldığı diğer eşleri Teodora ile bir vakfiyanemesi olan Asporçe de Hıristiyan’dır. Yani Orhan Gazi üç Hıristiyan kız ile evlenmiştir. Bir de İbn-i Batuta’nın sözünü ettiği “Bayalun Hatun” varsa da bunun kimliği belli değildir. Nilüfer Hatun ile Teodora arasında 48 yıllık bir ara vardır. Orhan Gazi ilk evliliğinde 17, Teodora ile evlendiği zaman 65 yaşındadır.
Prenses Teodora’nın babası Bizans İmparatoru 6. Yuannis Kantakuzen, Bizans tacını gasp etmiş çok haris bir kişidir. Esasen eski İmparator 3. Andronikos Paleolog’un başvekili ve danışmanı olan bu kişi 1341de imparatorun ölümü üzerine onun vasiyeti gereği küçük yaşta yetim kalan oğlu 5. Yuannis Paleolog’un vasiliğini üstlenmiş. Bu durumdan faydalanarak bir iki ay sonra Dimeteko’da imparatorluğunu ilan etmiş. Bu Edirne ve İstanbul’da gasp olarak kabul edilmiş. Bu tarihten itibaren 6 yıl Paleolglara karşı mücadele edip, birçok maceralar yaşayan Kantakuzen bu zaman içinde Bizans’ın en çok mücadele ettiği Sırplar ve Türklerden yardım istemiş. 1343de Aydın Oğlu Umur Bey’in yardımıyla Selanik’e saldırdığı gibi 1343de Kanunusani’de Orhan Gazi’den de yardım istemiş. Kızı Teodora’ya karşılık 6.000 asker istemiş. Orhan gazi, meşru Bizans İmparatoru yerine bu teklifi uygun bularak ona yardım etmiştir. Bunun üzerine gaspçı imparator, Karadeniz sahillerine kadar Trakya’yı alıp İstanbul’u kuşatmıştır. 1346 (747) de Toedora’nın verilmesi bu olaydan sonradır.
Bundan sonraki Osmanlı-Bizans ilişkilerinin iyi anlaşılabilmesi için şu noktaya dikkat çekelim. Ertesi yıl şehirdeki taraftarları sayesinde kapıların açılması sonucu İstanbul’a girebilmiştir. 1348 (1748) Bunun üzerine Kantakuzen’in diğer kızı Eleni, meşru İmparator 5. Yuannis Paleologos’a nişanlanarak iki haneden bu şekilde birbirine bağlanmıştır.
6. Yuannis Kantakuzen ortak saltanat sürmek üzere aynı zamanda imparator olmuş. Antakuzen’in eşi İrini ile 5. Yuannise verilen kızı Eleni de imparatoriçe unvanı aldıkları gibi 5. Yuannis’in anası da bu unvana sahip olduğu için aynı anda iki imparator, 3 imparatoriçe olmuştur. Orhan gazi bu unvanlarla Üsküdar’ı ziyaret etmiştir. Başka bir ifadeyle Orhan Gazi gaspçı imparatorun damadı, meşru imparatorun da bacanağı, yine bir imparatoriçe kaynanası diğeri de baldızı olmuştur.[32] Orhan Bey’in Kantakuzen’in kızı Teodora’dan olan şehzadesi Halil, 1356’da İzmit körfezinde kayıkla gezerken Foça Ceneviz korsanları tarafından yakalanıp Foça’ya götürüldü. İmparator Yuannis, bu çocuğu kurtarmayı üzerine almış. Bozcaada, Limni ve Midilli’deki donanmalarını alıp Foça’ya gitti. Foça beyine yalvararak yarısı kendisi diğer yarısı da Orhan Bey tarafından olmak üzere doksan veya yüz bin (90.000-100.000) altın vererek şehzadeyi alıp İstanbul’a getirdi. Oradan da İzmit’e götürerek babasına teslim etti. Aynı yıl yapılan bir anlaşmayla Yuannis, Orhan’ın Rumeli’ye yerleşmesini kabul etmiş. On (10) yaşındaki kızını şehzade Halil’le evlendirmeyi kabul etmiştir.[33] Bizans İmparatoru 5. Yoannis Paleologos’un Türk prensini kurtarmak için bizzat sefere çıkıp Foça’yı kuşattığı halde başarılı olamamış. Daha sonra Orhan Gazi’nin emriyle tekrar sefere çıktığı halde kendi donanmasına bile söz geçirememiş. Bu duruma kızan Orhan gazi Kadıköy’e gelip ordu kurarak, Bizans İmparatoruna şiddetli emirler vermiştir. Bunun üzerine İmparator, şehzadeyi yarısını da kendisinin vermesi şartıyla fidye yoluyla kurtarmayı, Trakya’daki Osmanlı fetihlerini bir anlaşmayla kabul etmiştir. Fidye ile kurtardığı Şehzade Halil’i İstanbul’a getirmiş ve on yaşındaki kızı İrini ile nişanladıktan sonra bizzat kendisi İzmit’e götürüp babasına teslim etmiştir. Böylece imparator Orhan Gazi’nin maiyet memuru gibi olmuştur. [34] &nbs

Yorum yapın