Bizans

Osmanlılara komşu diğer büyük Türk beylikleri bilhassa Germiyan, Kastamonu, Menteşe ve Karana beylikleri Bizans’a karada ve denizde büyük kayıplar verdiriyorlardı. Torosları bütün geçitleri ele geçiriliyor. Lidya bölgesi işgal ediliyor. Efes’e giriliyordu. İmparatorlar kendilerini ancak düşmanlarına dostluk eli uzatarak koruyabiliyorlardı. O zamanlar tahtın başında bulunan Andronik kız kardeşi Maria’yı diğer Türkleri ve özellikle Osman Bey’i durduracağını vaat eden Türk Bey’i Kocaben’e (Hocabende: İlhan Olcayto, Osman Bey bu ilhanlığa bağlıdır.) veriyordu.      

Müstakbel eşinin kudretinden fazlasıyla gurur duyan Maria, düğün alayı ile beraber İnegöl’e kadar ilerledi. Osman Bey’den kendisine, daha güçlü bir Türk beyinin karısı olacağından dolayı saygı istedi. Osman Bey bu uyarı ile bizzat başında bulunduğu ordusunu Yenişehir’den, Karadeniz kıyılarına kadar ilerletmekle cevap verdi. Oğlu Orhan’ın ve babasının silah arkadaşlarının yardımıyla hem kendisine rakip Türk beyliklerini, hem de Bizans’ın son oyunlarını ezdi, bitirdi.

                İstanbul’un karşısında Bursa, İznik ve İzmit hariç bütün Batı Anadolu’da egemenliğini kurdu. Yaptırdığı kalelerle Uludağ yöresini çevreliyor. Bizans başkentinin ülkesiyle bağını tamamen kesiyordu.  [1]     

                İstanbul ve Avrupa eyaletleri, bu defa ordunun isyanını benimsemediler. Gerek kilise, gerekse halk ve ileri gelenler, çocuk imparator ile bir kadının zayıf idaresini, büyük bir siyasinin kudretli hükümdarlığına tercih ediyorlardı. Sarayların ve kilisenin servetleri Bulgaristan’dan Kantakuzinos’a düşmanlar buldu. Sonunda ordusu tarafından terk edilen zorba, yenilmiş bir şekilde Selanik’e kaçtı. Buradan Sırbistan’a geçerek, o zamanlar henüz barbar bir kavim olan Sırpların despotlarından yardım alacağını zannetti. Doğunun siyasetine, orduların gücü ile yeni, yeni karışmaya başlayan Sırplar, Kantakuzinos’u karşıladıktan sonra, hakaret etmeden ülkelerinden kovdular. Bu defa denize doğru gelen Kantakuzinos, ülkesinin fatihleri Osmanlılardan yardım istedi.

                Kızlarının birini anlaşmalarının ödülü olarak emire verince İstanbul’daki düşmanları korkulu riyalar görmeye başladılar. Bu sırada taraftarları İstanbul’da zindanda isyan çıkarmaya başladılar. Büyüme eğilimi gösteren isyan, imparatoriçenin gözyaşlarına dayanamayan halk tarafından vahşi bir şekilde bastırıldı. Aynı anlarda Kantakuzinos, bir Türk birliği ile şehre yaklaşıyordu.

                Kendisine destek kuran Türkler sayesinde İstanbul’a rahatlıkla giren Kantakuzinos, imparatoriçeye hürmetle davrandı. Kızlarından birini genç imparatora vererek, kendisi on yıl daha başmabeyinci olarak kaldı. İmparator ve kızından doğacak çocuklar imparatorluk için çok kan döken iki aileyi birbirine yaklaştıracaktı. Ancak sivil savaş imparatorluğu o kadar fakir düşmüştü ki, düğün ziyafeti sırasında şarap, toprak ve kalay kaplarla ikram edilebildi.

                Bu barış havası kısa sürdü. Mabeyinciden kurtulmak isteyen genç imparator, Selanik’e kaçtı, o da Sırpların yardımını istedi. Ancak yenilip Çanakkale boğazı karşısında kayalık bir adaya çekilebildi.

                Bu duruma içerleyen Kantakuzinos genç oğlunu imparator ilan etti. Cenevizliler, Paleologlarla birlikte Kantakuzinos’a suikast düzenlediler. İsyancıların dairesine girmesi üzerine gafil avlanan mabeyinci tahttan feragat ederek hayatının son zamanlarını Josafat Peder adı altında bir manastırda geçirdi.[2]             

 

                               Gürcü Kraliçesi Thamara              

                Azerbaycan Atabeyi Kızıl Aslan (1191) ve Ahlat Şahı bey-Timur’un (1193) ölmeleri üzerine Saltuklular Gürcülere karşı yalnız kaldılar.  Gürcüler, Kars, Sürmeli, İpsir üzerine yürüyerek Erzurum kapısına kadar dayandılar. Bunun üzerine Nasreddin Muhammet ve iki oğlu ile Erzurum halkı kadın ve çocuklarının esir edilmesi karşısında şaşırsalar da dişlerini gıcırdatarak sakallarını yoluyor ve ağlıyorlar. “Bu felaket başımıza nereden geldi, Bu zamana kadar şehrimizde Hıristiyan görmemiştik” dediler. Sabah olunca davul ve boru sesleri yükseldi, şehir halkı harekete geçti. Herkes kanını dökmek ve hayatını feda etmeye hazır olarak sur kapılarına atıldılar. Süvari ve piyadeleri savaş haline getirdiler. Evlerinin bacaları üzerinde ve sokaklarda savunmaya geçtiler. Kraliçe Thamara’nın kocası, başkomutan David -ve ekibi- Erzurumluları bu kadar kararlı ve cesur oldukları nı görünce silahlarını kuşanıp atlarına bindiler. Bir süre sonra kocasından bıkan kraliçe Tahamara David ile evlenince, Muzafereddin’i  Erzurum’a göndermiştir. Kraliçe Thamara 1184 te tahta çıktığına ve ikinci kocası David’i 1193 te Erzurum seferine gönderdiğine göre bu evliliğin bu iki tarih arasında yapıldığı anlaşılır. Bazı tarihçiler kraliçe Thamara’nın Muzaffereddin, ile evlenmediğini ona cariyeden doğan kızı verdiğini yazarlar [3]      

 

 

 

 

 

 

 

[1]A. de Lamartine Aşiretten Devlete Türkiye Tarihi Hazırlayan M.R. Uzmen c 1 sf 65,66 Tercüman 1001 Temel Eser Kervan Kitapçılık A.Ş.   

[2] A. de Lamartine Aşiretten Devlete Türkiye Tarihi Hazırlayan M.R. Uzmen c 1 sf 95,96 Tercüman 1001 Temel Eser Kervan Kitapçılık A.Ş.  

[3]Prof. Dr. Osman Turan Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi sf 18,19