Kıpçaklarda Yabancı Damatlar
Gürcü Kralı David, Kıpçakların (Kuman) Hanı Karahan’ın Kharaghan) oğlu Etrek’in (Atrak) kızı Kuman-duth ile evlenmiş. Kendi milletinin küçüklüğünü ve Müslüman dünyası karşısında zayıflığını görerek Kıpçaklarla ittifak yapmıştır. O bu münasebetle Kıpçakları aileleriyle birlikte Kafkasların güneyine indirip yerleştirdi.[1]
İranlı Damatlar
Anadolu Selçuklu Sultanı 2. Keyhusrev zamanında devletin idaresi İranlı devlet adamlarının eline geçmiş. Bunlardan en önemlisi olan İsfahanlı Vezir Şemsettin daha da ileri giderek Sultan 2. Gıyasettin Keyhusrev’in annesi ile evlenmiştir. Hatta bu evlilikten bir erkek çocuğu bile olmuş. Bu vezir divanda sultan ait olan külahı bile giymek cesaretini bile göstermiştir. Bütün bunlarda sultanın çocuk yaşta olmasının etkisi çok büyüktür.[2]
Muineddin Pervane’nin gayretiyle Anaolu Selçuklu Devleti tahtına 2,5 hatta 1,5 yaşındaki bir çocuk olan 2. Kılıç Aslan’ın oğlu 2. İzzettin Keykavus geçirildi. İranlı vezir Şemseddin’i taklit eden Pervane 2. Gıyasettin Keyhusrev’in eşi Gürcü Hatun ile evlenerek hemşerisi olan Acemleri devletin en üst kademelerine getirdi.[3]
Danişmentli Damatlar
Sultan İzzettin Mesut 510-551/1116-1157 saltanatının büyük bir kısmında Danişmentlilerle mücadele etmi, onların topraklarına sahip olmuş. Ancak Danişmentli beylerini idareci olarak görevlerinde bırakmış ve koruyarak bazılarını da kendisine damat yapmıştır.[4]
Suriyeli Damatlar
Halep Meliki Nasır’ın eşi ve Anadolu Selçuklu Sultanı 2. Gıyasettin Keyhusrev’in kızkardeşi olan Melike Hatun ki Sultan 1. Alaattin Keykubat’ın Mısır Sultan’ı Melik Adil’in kızı olan eşinden dünyaya gelmiştir. Bu evlilik öncesinde çeyiz olarak yüklü miktarda eşya ve hediye gönderildi.
Melik Nasır’ın Melike Hatun’dan Alaattin adında bir oğlu dünyaya geldi ve 658 yılına kadar mutlu bir hayat yaşadı. Melik Nasır aynı yıl Moğol Hülagu Han’ın Suriye’yi istila etmeye başlaması üzerine eşini mısır Sultanı Kutus’un yanına gönderdi. Kendisi savunmaya geçtiyse de başarılı olamadı ve huzuruna çıkarıldığı Hülagu tarafından öldürüldü.
Hülagu, Melike Hatun’a bir prenses olarak hürmet edceği yerdene kadar kıymetli eşyası varsa el koymaının yanında Mısır’da oturmasına izin vermeyerek bir gemiyle Anadolu’ya gönderdi.[5]
Sultan 2. Kılıç Aslan Anadolu Selçuklu tahtına çıktığı zaman kardeşleri ile taht mücadelesi yaparken Danişmentliler ve Suriye Meliki eniştesi Nurettin ile de uğraşmak zorunda kaldı. Önce kardeşleri ile ittifak yaparak Danişmentlileri etkisiz hale getirdi daha sonra da Nurettin üzerine yürüyerek onun Güneydoğu’da aldığı yerleri barış yoluyla geri aldı. Yağıbasan da bütün Danişmentlilerin beyi olarak adına para bastırdı ve hutbe okuttu.[6]
Arap Damatlar
Bu konuda söylenen sözün aslı:
“Ne Şam’ın şekeri,
Ne de Arabın zekeri” dir. Bu sözdeki kabalığı örtmek için, sözü:
“Ne Şam’ın şekeri,
Ne de Arabın yüzü şeklinde söylemişlerdir. Bu sözle ilgili hikâye şöyledir.
Bir kızcağızı, “Paralıdır, Şam’ın tatlıları, şeker ve şekerlemeleri de bol ve nefistir” diye bir Şamlı ile evlendirmişler. Fakat koca öyle mehâbetli bir “Zekere” sahip ve şehvete düşkünmüş ki kadın da dayanamamış heriften ayrılmış. Sebebini soranlara da yukarıda doğrusu yazılan sözü söylemiş![7]
Sultan Melikşah 1086 da Yakın Doğu işleriyle daha yakından uğraşmak üzere bizzat Halep’e geldi. Süveydiye’de engin Akdeniz’i görünce, bu derece muazzam fütuhatı nasip ettiği için Allah’a şükretti. 13 Mart 187 de ilk defa Bağdat’a geldi. Kızı Mahmelek Hatun’u Halife Muktedi ile evlendirdi.[8]
Terken (Türkan) Hatun
Melikşah’ın eşi, Karahanlı Hükümdarı Tamgaç Han’ın kızıdır. Alpaslan, onu genç yaşta büyük bir düğünle Melikşah’ı onunla evlendirmiş. Terken Hatun Semerkant’tan Merv’e çok zengin bir çeyiz ile gelmiştir. 100 kadar Türk köle ve cariye de getirmişti. Çok güzel ve akıllı olup Melikşah üzerinde ve devlet işlerinde çok etkiliydi. Melikşah’ın kızını Halife’ye istemek için vezirini İsfahan’a gönderince (1081), Nizamülmülk bu meselenin Sultan Melikşah ile değil eşi Terken Hatun ile halledilebileceğini söyledi ve beraberce ona gittiler. Hatun, kızına Türkistan hanları ve Gazneli Sultan’ının oğulları için istediklerini halifenin ileri süreceği şartların kabulüyle tercih edeceğini söyledi. 400.000 dinar mihir istiyordu. Nihayet 100.000 dinar mihir ve Türklerin âdetine göre 50.000 dinar süt hakkı üzerinde karara varıldı. Bundan başka hatun halifenin mevkiine ve Arapların âdeti olmasına rağmen Türk usulüne göre halife Muktedi’nin kızının anasına, büyük anasına ve ailesinin büyükleri olan hatunlarına damat olarak çıkmasını da şart koşuyordu. Bunun Bağdat’ta yapılan düğünü tarihte görülmemiş bir olaydı. (1807)
Çağrı Bey’in kızı Aslan Hatun da daha önce Halife Kaim bi Emrillah ile aynı debdebe ile evlenmişti.
Terken’in kızı Melek Hatun büyük bir kervan kafilesiyle Bağdat’a doğru ilerledi. Gelin ve hatunlar altın ve mücevher süslü mahfiller içindeydi. Çeyiz 130 deve ile taşınıyordu. Yalnız hazinesi 12 gümüş sandık içindeydi. İpek ve diba (Kalın ve çiçek işlemeli) elbiseleriyle ile birlikte bunlar 74 yük oluyordu. Gelin alayı Gevher Ayin Porsuk’un idaresinde Bağdat’a giriyordu. Şehir baştanbaşa süslenmiş, dükkânlar meşaleler yakmışlar, Bağdat düğüne katılmış ve her tarafta şenlik yapılıyordu. Gelinin 200 cariyesi onunla birlikte saraya giriyordu.
Terken Hatun’un emrinde devamlı 10.000 süvari bulunuyordu. Onun işlerini ve mallarını idare etmek için ayrı bir divan ve örgüt vardı. Hatun, Melikşah üzerinde çok etkili olduğu için, sultanın son günlerinde (1092) kendi veziri Tac-ül Mülk Ebul Kaim’i devletin veziri yapıp, Nizam-ül Mülk’ü azlettirdi. 5 yaşında bulunan oğlu Mahmut’u saltanat biçin ve kızının oğlunu –torununu- da halifelik için veliaht yapmak istiyordu.
Melikşah 1092 de ölünce paralar harcanarak ve vezirlere birçok vaatlerde bulunarak gösterdiği gayret ve takip ettiği siyasetle küçük Mahmut’u Sultan yapmayı başardı. Bununla beraber Melikşah’ın kardeşleri ve diğer oğulları arasında yapılan saltanat çekişmeleri çok şiddetli olmuş ve derya gibi kan akmıştı. Terken Hatun’un bu işlerde büyük bir payı olmuştu. Ona Melikşah’ın unvanı dolayısıyla Celaliye Hatun denilirdi.[9]
1038 yıllarında halifenin başkomutanı olacak kadar yükselen Türkler, onun inancına bağlı kalmakla beraber, silahlarını ve topraklarını ellerine geçiriyorlardı. Irkından 300.000 adamın başında Tuğrul Bey, Sultan’ın adına Bağdat’a giriyor ve büyük bir saygıyla halifeyi atının geminden tutarak düşmanlarının onu kapattığı hapishaneden saraya götürüyordu.
Halife de Türkler ile olan mecburi ittifakını sağlamlaştırmak için Sultan’ın kız kardeşini eş (zevce) olarak kabul etti. Fakat ırk düşüncesiyle kendi kızını sultana vermekten hayatı boyunca kaçındı. [10]
Tuğrul Bey’in ünü az zamanda tüm İslam dünyasına yayıldı. Bu sırada Abbasi Halifesi olan Kaim bi Emrillah, Büveyhoğullarının egemenliğinden kurtulmak için onun büyük kuvvetinden faydalanmak istedi. Tuğrul Bey’e bir mektup yazarak, kendisini Şiilerin kurtarmasını istedi. Tuğrul Bey bu çağrıyı kabul ederek Bağdat’a geldi. (1055 Büveyhoğulları onun korkusundan Basra taraflarına çekildiler. Tuğrul Bey, Bağdat’ta büyük bir törenle karşılandı. Doğru halifenin sarayına gitti. Halife onu yanı başındaki bir taht zerine oturttu ve biri doğunun, diğeri batı sultanlığının işareti olan iki kılıç kuşattırdı.
Bundan başka Tuğrul Bey’e Defletin Diğreği (Rüknüd Devle) ve Müminlerin Emri (Emir-ül Müminin) unvanlarını verdi. Tellallar, sokaklarda Tuğrul bey’in İslam Aleminin en büyük sultanı olduğunu ilan ettiler.
Tuğrul Bey, Selçuklu prenslerinden birisinin çıkardığı isyanı bastırmak için Bağdat’tan ayrılınca, Büveyhoğulları Bağdat’a gelerek halifeyi sıkıştırdılar. Bunun üzerine Tuğrul Bey tekrar Bağdat’a geldi ve Büveyoğullarını tamamen ortadan kaldırdı. (1057) Halife bundan çok memnun kalarak daha öncekilere ek olarak, Tuğrul Bey’e Dinin Direği (Rükn-üd- din) unvanını verdi. Bu tarihten itibaren başta halife olmak üzere bütün Abbasi ülkeleri Selçukoğullarının egemenliği altına girdi.
Tuğrul Bey de son zamanlarında halifenin kızı ile evlendi. Fakat bundan kısa bir zaman sonra 1063de 70 yaşlarında iken öldü.[11]
1055 te hac yolunu tamir ettirmek ve bu yolun muhtel bulunan asayişini temin eylemek vesilesiyle -Büyük Selçuklu Devleti Sultanı- Tuğrul Bey Oğuz ordusunu Irak’a soktu. Büveyhiler, -Abbasi-Halifesi- Kaim’i Türk Hakanını Irak’tan uzaklaştırmak için dini otoritesini kullanmak hususunda kışkırttılar (tazyik) ve tehdit ettiler. Fakat kendini bekleyen sonucu (akıbete vakıf olan) bilen ve –Şii Büveyh oğullarının idarecisi- Besasiri’nin Fatimilerden (Mısır) yardım (imdat) istediğini öğrenen Kaim, Bağdat’ta hutbenin Tuğrul Bey adına okutulmasını emretti.
15 Aralık 1055 te Bağdat’ta gerçekleşen bu istek Türk-İslam Tarihinin en önemli olaylarından birisidir. Bu olay üzerine halife dünyevi saltanattan feragat ediyor, ruhani lider olmakla kalıyor. Cismani hükümdar olarak Büyük Türk Hakanını tanıyor. Bunu hutbede kendi adıyla beraber Türk Sultanının adını da okutmak suretiyle hukuken de doğruluyordu. Sultan Tuğrul on gün sonra 25.12.1055 de Bağdat’a giriyor. Halkın bitmek tükenmek bilmez coşkusuyla karşılanıyor ve Sünni İslam dünyasının efendisi oluyor. Aslan Besasiri tutuklanıp hapse atılıyor. Halife Kaim Bi Emrillah, 4 ay sonra Çağrı Bey’in kızı Hatice Aslan Hatun ile evlenerek Hakanın damadı oluyor.
Aslan Besasiri, Tuğrul Bey Bağdat’tan çıktıktan sonra hapisten kaçtı ve Şiileri etrafında topladı. Tuğrul Bey’in isyan etmiş olan Selçuklu Meliki İbrahim Yenal’e yenileceğini tahmin ederek 27.12. 1055te Bağdat’a girdi. Hutbeden halifenin ve Türk Hakanının adını kaldırtarak Fatimi halifesinin yani mısır sultanının adına okuttu. Bu Sünni İslam Dünyasının hukuk sisteminin alt üst olması demekti. Halife kaim, kendisine bağlı birliklerle Besariye kaşı koyduysa da yenildi ve gözaltına alınıp Bağdat dışında bir yerde hapsedildi. Besasiri büyük zulümler yaparak ileri gelenlerden Fatimi Muntasır’a bağlılık yemini aldı. Halife Kaim’e zorla imzalattırıp zorla aldığı halifelikten feragat belgesini ve değerli eşyaları Kahire’ye yolladı.
Besasiri, Tuğrul Bey’in, İbrahim Yenal ayaklanmasını bastırdıktan sonra 14.12.1059 da Bağdat’a doğru yaklaştığı haberini alınca Bağdat’tan ayrıldı. Tuğrul Bey, Besasiri taraftarlarını etkisiz hale getirerek ikinci defa yine halkın sevinç gösterileri arasında Bağdat’a girdi. Halifenin kızı Seyyide Hatun ile evlenmek istedi. Halife bu istekten şiddetle ürktü. Bu evlilikten doğacak çocuğun yani Tuğrul Bey’in oğlunun halife yapılıp Abbasi saltanatına son verileceğini zannetti. Hâlbuki zaten çocuğu olmayan Tuğrul Bey’in böyle bir niyeti de yoktu. O Abbasi hanedanına karşı samimi duygular besliyor, hürmet gösteriyor, yalnız dünya işlerine karışmalarını hoş karşılamıyordu.
Tuğrul Bey’in Abbasilerden halifeliği almak için herhangi bir engel yok iken bu 456 yıl sonra1516 da Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’e nasip oluyordu. Bu Arapların Türk egemenliğine girmesi için psikolojilerinin hazırlanmasının bir örneğidir.
Tuğrul Bey, ölümünden az önce halifenin kızıyla evlenerek, devler görevlerine Türkleri tayin edip, başta Bağdat olmak üzere birçok şehrin imar edilmesini emrederek Rey’e gitmek üzere Bağdat’tan ayrıldı.[12]
Melikşah ve Türkan Hatun’un kızı olan Mah Melek’in Abbasi Halifesi ile evlenmesinin hikâyesi çok ilginçtir. Abbasi Halifesi, Muktedi Biemrillah isteyince, Melikşah bu isteği ileten Halifenin elçisini Türkan Hatun’a gönderiyor.
“Türkan Hatun, kendisine gelen elçiye kızını ve Karahanlı ve Gazne Sultanlarının da istediğini, 400.000 Dinar başlık vermesi halinde halifeyi tercih edeceğini söylemiş. Halife ile bu tür pazarlığın yakışık almadığının hatırlatılması üzerine 50.00 Dinar süt hakkı, 100.000 Dinar mehir ödenmesi, ayrıca halifenin başka bir eşi ve cariyesi olmaması kaydıyla kızını vermeye razı olmuştur. Düğün 1087 (H 480) de yapılmış, düğünün ertesi günü bir ziyafet veren Halife Muktedi Biemrillah, Terken Hatun ile yanındaki kadınlara hilat göndermiştir.
Burada dikkat çeken en önemli ayrıntı, bu evlilik için “Halifenin başka bir eşi ve cariyesinin olmaması” şartının konulmasıdır. Bu şartın 11. yüzyılda Selçuklu Sarayında hala etkili olduğu görülen Türk toplumunda kadının durumundan kaynaklandığı anlaşılıyor. Türk kavimlerinde kadının yeri ile Arap-İslam halifesinin sarayındaki hayat tarzı arasındaki bu fark önemlidir. Selçuklu Sultanı Melikşah’ın korumasından faydalanarak hilafet makamında uzun süre kalmak için onunla akrabalık bağı kurmak isteyen Abbasi halifesinin bu şartları kabul ettiği anlaşılmaktadır. Mah Melek’in halifeyi terk ederek Selçuklu başkentine, annesinin ve babasının yanına dönmesinde ise söz konusu şarta uyulmamasının etkili olduğu düşünülür.[13]
Nizamülmülk’ün uzun vezirliği döneminde devlet işlerinde gösterdiği fikri takip, idarede uyguladığı amansız disiplin ve titizlik, başta Selçuklu sarayı ileri gelenleri olmak üzere, kendisine karşı bir çevrenin meydana gelmesine yol açmış ve birçok düşman kazanmasına sebep olmuştu. Bunların başında Melikşah’ı bile yönlendirecek entrikaları ile tanınan Karahanlı Prensesi Türkan (Terken) Hatun ve baş vezir olmak için çalışan Tac’ül Mülk ile Hasan Sabbah ve müritleri geliyordu.[14]
Nizamülmülk’ün kadınlar hakkındaki “Tarihin bütün devirlerinde hükümdarın eşi hükümdara egemen olduğu zaman rezalet, şer, fitne ve fesattan başka bir şey ele geçirmemiştir” der. Selçuklu Devletinin kozmopolit yapısına rağmen bir Türk Hakanı olan Melikşah’ın göçebe Türkmen-Oğuz kültürünün bir sonucu olarak eşi Türkan (Terken) ile çağa göre eşitliğe yakın bir ilişki içinde bulunduğunun, dolayısı ile Selçuklu sarayında etkindir.[15]
Nizamülmülk, -egemen olan- İranlılarla, -kurucu olan- Türklerin devlet içindeki nüfuz alanlarının sıkı sıkıya belirlendiği, aralarında bir dengenin kurulduğu dönemde övgü ile anılıyordu. Devlet idaresini ve bürokrasisini elinde tutan, bilge, güçlü ve tecrübeli baş vezir, belli bir dengeyi gözetse de, başta İranlılar olmak üzere yerleşik kavimleri ve onların egemen kesimlerinin çıkarlarını ve toplumun çıkarlarını temsil ediyordu. Buna karşılık gençlik yıllarından sonra silik bir hükümdar değil, kudretli bir sultan haline geldiği kabul edilen Sultan Melikşah ise hem içinden geldiği göçebe Oğuz/Türkmen boylarının baskısı, hem de yerleşik kavimlerin egemen sınıflarının kuşatması altındaydı. Kaldı ki merkezi yapısı çok güçlü olsa da federatif yapı nitelikteki Selçuklu Devletinin Anadolu, Horasan, Suriye ve Kirman bölgelerinin Sultan ailesinin fertleri idare ediyordu. Bu çatışma, ideolojik bakımından kendisini mezhep kavgaları şeklinde dışa vuruyordu.
Nizamülmülk tasfiye edilme planlarına karalılıkla ve şiddetle karşı koyuyordu. Öyle ki ilk eşinden olan büyük oğlu 18 yaşındaki Berkiyaruk’u veliaht ilan eden Melikşah’ı bu fikrinden vazgeçirerek, küçük yaştaki (3 yaşında) oğlu Mahmut’u onun yerine veliaht yapmak isteyen Türkan Hatun ile bile çarpışmaktan geri durmuyordu. Karahanlı Hükümdarı Tabgaç Han’ın kızı olan Türkan Hatun iki devlet arasında güç kaybına sebep olan bölgedeki egemenlik mücadelesi ve savaşlara, iki hanedan arasında akrabalık bağı kurarak son vermek amacıyla evlenmiş ya da evlendirilmişti. Dolayısı ile gücünü sadece Melikşah’ın eşi olmanın yanında, Karahanlı hanedanının soylu bir ferdi olmaktan da alıyordu.
Melikşah ile Nizamülmük’ün arası bundan sonra açılacak ve karşılıklı mektuplarla ve tehditlerle bu daha da şiddetlenecekti. [16]
Melikşah’ın eşi Terken Hatun küçük yaştaki oğlu Mahmut’u Melikşah’ın diğer eşinden olan Berkyaruk’un yerine veliaht tayin ettirmenin yanında Abbasi Halifesi Muktedi ile evli olan kızı (ki Halifeden ayrılarak Melikşah’ın sarayına dönmüş ve kısa bir zaman sonra ölmüştü.) Mah Melek’ten dünyaya gelen torunu Cafer’i de –halifenin- veliahtı yapmak istiyordu.
Türkan Hatun bütün bu planları önünde engel olarak gördüğü Nizamülmülk’ün yerine Tac’ül Mülk’ü baş vezir yapmak istiyordu.[17]
Nizamülmülk 14 Ekim 1092 de İsfahan’dan Bağdat’a giderken, Sufi kılığına giren bir haşhaşinin korumaları aşarak, kendisine bir dilekçe vermek isterken yanında taşıdığı zehirli hançerle öldürüyor. Melikşah da yine ikinci Bağdat’a giderken Nizamülmülk de onu takip etti. Dilekçe vermek isteyen Tahir Arrani adlı bir haşhaşi tarafından öldürülüyor.
Bazı çevreler bu suikastı Melikşah’tan çok Terken Hatun’a yüklüyorlardı.[18]
Suikastın ardından yoluna devam eden Melikşah, Türkan Hatun’a yakınlığı tanınan Tac’ül Mülk’ü baş vezir tayin etti.
Nizamülmülk’ün esrarengiz bir şekilde ölümünden 35 gün sonra Melikşah da Bağdat’a öldürülüyor.
Melikşah, Halife Muktedi Biemrillah’tan Terken Hatun’un kızı Mah Melek Hatından dünyaya gelen küçük oğlu Ebu Fazıl Cafer’i büyük oğlu veliaht Müstazhir’in yerine veliaht tayin etmesini istiyor. Ancak halife ona karşı koyacak gücü olmamasına rağmen bu isteğini yerine getirmiyor. Bunun üzerine Melikşah onu, kızı Mah Melek Hatun’un ölümünden sorumlu tutuyor ve egemenliği altında bulunan şehri –Bağdat’ı- terk etmesini istiyor. Ancak araya girenlerin isteği doğrultusunda 10 gün süre istiyor. Ancak Melikşah 19 Kasım 1092 de 9. Gün 38 yaşındayken öldürülüyor. [19]
Terken Hatun, veliaht şehzade Berkyaruk’un sultan olmasını engelleyip küçük yaştaki oğlu Mahmut’u tahta çıkarmak amacıyla Melikşah’ın ölümünü gizledi. Melikşah cenaze namazı kılınmadan gizlice Şüniziyye’de defnedildi. Daha sonra başkent İsfahan’a götürüldü ve yaptırdığı medresenin avlusuna gömüldü. [20]
Selçuklu Devletini,
1) Türkan Hatun ve onun desteklediği ümera, Tac’ül Mülk
2) Nizamülmülk’ün ailesi ve onun tayin ettiği devlet görevlileri
3) Abbasiler ve Halife
4) Hasan Sabbah ve Bâtıniler tehdit etmeye başlamıştır.[21]
Sultan 2. Kılıçaslan kızlarından birini Musul Meliki 2. Seyfettin Gazi’ye, birini Erzincan Meliki Fahrettin Behramşah’a, birini Hısnıkeyfa (Adıyaman) Hükümdarı Nurettin Mehmet’e vermiş ve kendi oğullarına da hep hükümdar kızlarını almıştır.
Nurettin Mehmet öldükten sonra onun eşi olan kızını Abbasi halifesi Nasır Li Dinillah ile evlendirmiştir. Anadolu Selçuklu Sultanları halifelerle iyi geçinmişler ve onların adlarına hutbelerde okutmuşlar ve sikkelerde de onların adlarına yer vermişlerdir.[22]
Moğol Damatlar
Uygurlardan Emir Tarımtaz ve kardeşleri Sünüktaz (?) ve Eretna ki Orta Anadolu’da Eretna Beyliğini kurmuştur. Emir tarımtaz Gazan Han zamanında da emirlerden olup, Taycu (?) Bahşi’nin oğludur. Taycu Bahşi Abaka’nın en güvendiği yakın arkadaşlarındandı. Tarımtaz ve kardeşi 1319 da Kurumuşu, İrincin ve arkadaşlarının ayaklanmasına katıldıkları için öldürlmüşlerdir. Eretna ise beyliğini idare etmeye devam etmiştir.
Abaka Han, Selçuk Hatun’u Demavent tarafına göndriyordu. Emir tarımtaz’ın babası Taycu (?) Bahşi ve anası Tükelti’yi çağırıp, “Tam güvendiğim için Gazan’ı oğlunuz gibi bakmak üzere size teslim ediyorum” dedi.[23]
Bizanslı Damat
Danişmentlileri’in Anadolu’nun en güçlü merkezlerinden birisi olan Niksar’ı aldıkları sırada Bizans İmparatoru 9. Konstantin’in biraderi İzaak’ın oğlu Jan amcasına kızarak firar etti ve Türklerek katıldı. Daha sonra Müslüman olup Sultan Mesut’un kızlarından birisiyle evlenerek birçok kaleye ve araziya sahip olarak Çelebi unvanını aldı.[24]
Anadolu Selçuklularında Yabancı Gelinler
Kutalmışoğlu Süleyman Şah Antakya’yı (Hatay) aldıktan sonra Büyük Kilise’yi camiye çevirmiş, içindeki değerli eşyaları almış, 120 müezzine aynı anda ezan okuttuktan sonra Cuma Namazı’nı burada kıldı. Bundan sonra kuşattığı kaleyi birkaç hafta sonra 12Ocak 1085 te aldı. Kalade bulunanları affedip evlerine dönmelerine izin verdi. İçbir Türk ve Müslüman’ın hiçbir Hırıstiyan’ın evine girmesine ve evlilik yoluyla da olsa bir Hıristiyan kız almasına izin vermedi.[25] Anadolu Selçuklu Devleti’nin Sultanlarının çoğu yabancı kızlarla evlenmişlerdir.
2. Kılıç Aslan kendisinden sonra oğullarının taht kavgası yapmamaları için en küçük oğlu annesi Hıristiyan olan Gıyasettin’in veliaht tayin etmiştir. Her biri bir Anadolu şehrinde idareci olan diğer oğulları Oğuz töresine göre en yaşlı şehzadenin veliaht olması kuralından dolayı da bunu hoş karşılamamışlardır. Kardeşler Tokat valisi olan Rüknettin’in yanına giderek kendisini veliaht tanıyacaklarını söylediler. Ancak o hayatı savaş meydanlarında geçen babasının bu isteğine karşı çıkamayacağını söyleyerek kardeşlerinin teklifini reddetti.
Bunun üzerine kardeşler Sivas Valisi Kutbettin Melikşah’a giderek, Konya’ya gidip babasına kendisini veliaht ilan ettirmesini istediler. O kerdeşlerinin bu teklifini kabul ederek, erzincan Beyi Fahrettin Behram Şah’a de ittifak teklifinde bulundu. Onun bu teklifi kabul etmesi üzerine, babasına Gıyasettin’in veliaht olmasını kabul etmediklerini bildirdi. Onun veliahtlığını kabul edenlerin başında olan Emir İhtiyarüddin Hasan’ın ülkede işgalci sultan olmak istediğini de söyledi. Sultan Kılıç Aslan’ın elinde Emir İhtiyarüddin Hasan’a karşı koyacak gücü olmadığı için Erzincan Meliki Fahrettin Şah’a başvurarak burada oturmasına izin verilmesini ve Melşkşah adına aman verilmesi istedi O da bunu kabul etti. Emir İhtiyarüddin Hasan da Erzincan’a gitmesine izin verilmesini istediği Sultan oğullarıyla barıştıktan sonra geri döneceğini bildirdi. Bu arada Emir İhtiyarüddin ve oğlu öldürüldü.
Melikşah bundan sonra gittiği Konya’da babasının elini öperek tahta en uygun olanın kendisinin olduğunu belirttikten sonra babasını ve devleti hain emirlerden kurtaracağını da söyledi. Onları idam ettirdikten sonra babası Gıyasettin’i veliahtlıktan çıkardı ve Melikşah’ı veliaht tayin ettiği gibi mısır Sultanı Selahattin’in kızını da onun için istedi.
Melikşah bu gelişmelerden sonra sözlerinde durmayan kardeşleriyle uğraşmak zorunda kaldı ve onları azletmeye başladıysa da onlar bunu kabul etmediler. Bunun üzerine devlete ve orduya hakim olduktan sonra babasıyla beraber gittiği Aksaray’ı aldı. Bu arada haçlılar da harekete geçmişlerdi.[26]
2. Kılıç Aslan’ın ölümü üzerine yerine geçen 1. Keyhusrev’in anası anonim Selçuk-name’ye göre Bizans imparatorluk ailesine mensup bir kadındı. Fakat Bizans tarihçisi Niketas Khoniates bu durumdan bahsetmeden, anasının sadece Hıristiyan olduğunu söyler.[27]
Süleyman Şah, Sultan Gıyasettin’e aslen Hıristiyan bir anadan doğması dolayısıyla derin bir kin besliyordu. Bu da doğruysa Rüknettin’in bunu da bir propaganda aracı olarak kullandığına hükmedilebilir.[28]
Moğollar, Çepe Noyan ve Subutay Bahadır komutasında önemli bir ticaret ve liman şehri olan karadeniz kıyısındaki Sudak’a girerek birçok Türkü öldürdüler. Bazı Türklerde Anadolu’ya sığındılar. Bu arada Gürcülerde Ahlat emirine bağlı olan Sermari kalesini kuşattılarsa da alamadan geri döndüler. Tekrar geldiklerinde kale komutanı Şerefüddin Ezdere dar vadide yakaladıklarını kılıçtan geçirdi ve Gürcü komutanında içinde bulunduğu birçok kişiyi esir aldı. Bunu öğrenen Ünlü Kraliçe Tamara’nın kızı olan Kraliçe Rosudan biraderi Jorj (George) dan sonra ülke idaresini ele almış ve yaptığı anlaşma ile Gürcü esirleri kurtardı. Bundan sonra asil bir prensle evlenip onu kraliçenin vekili olacağını söyledi.
Erzurum Meliki Tuğrul Şah b. Kılıç Aslan kraliçeye haber göndererek oğullarından birisiyle evlenmesini teklif ettti. Gürcüler de şehzadenin din değiştirmesi şartıyla bu evliliğe razı olacaklarını söylediler. Melik ileride Gürcü ülkesine sahip olmak istediği için oğluna yardım etti. şehzade Gürcistan’a giderek kraliçe Rosudan ile evlendi ve kral ilan edildi. Sultan Celalettin Herzemşah Tiflis’i alınca kraliçe kaçmayı başarmış ama kral kaçamamıştı. Sultan ona hürmeten Tiflis’te oturmasına izin verdiyse de o kraliöçenin yanına kaçtı ve ondan ayrılmak istemedi.[29]
Süleyman Şah, Mısır ve Suriye Meliki olan Adil’in kızyla evlenmişti.[30]
Sultan Gıyesettin Keyhusrev’in biraderi olan Malatya Meliki Muizzüddin Kayserşah’ın bu görevineson verilmiş ve kayınpederi olan Melik Adil’e sığınmış. O kardeşinin kendisini koruyacağını ve kendisine bir vilayetin idaresini vereceğini düşünmüş, ancak sultan ona bir miktar eşya ve para ve mal vererek ülkeyi terk etmesini istedi. Bunun üzerine Urfa’ya gelerek ölünceye kadar burada yaşadı.[31]
Sultan İzzettin Keykavus, 1219/616 da çok genç yaşta vefat ettti. Sultan Erzincan Meliki fahrettin behramşah’ın kızı ile evlendi bunun için gelini Erzincan’dan Kayseri’ye getirtti.[32]
Erzincan Meliki Mengücek ailesinden Fahrettin Behramşah burayı Anadolu Selçuklu Sultanlarına bağlı olarak altmış yıldan fazla idare etmiş ve artık çok yaşlanmıştı. Bu arada Sultan İzzetin Keykavus’un kızlarından birisiyle evlenmiş ve kendi kızını da ona vermişti.[33]
1224 te Sultan celalettin Mnegüberti Harzemşah Hindistan’dan çıkarak sırasıyla Kirman, Fars ve Acem Irak’ına geldi. Tekrar Hindistan’a yönelerek elde ettiği ganimetlerle bağdat’a kadar yaklaştı, Dokuka’yı tahrip etti. Biraderi olan ve babasının ölümünden sonra İran’da saltanatını ilan eden Gıyasettin Pirşah ona itaat ederek bağlılığını bildirdi. Bundan sonra Azerbeycan’a yönelerek sırasıyla Hamedan, Meraga ve tebriz’i aldı. Azerbaycan idarescisi Atabek Özbe Gence’ye kaçtı ve orada öldü. Sultan Celalettin özbey’in eşi olup Irak Selçuklu Sultanlarının sonuncusu olan Sultan Tuğrul’un kızıyla evlenerek adı geçenin idaresinde olan Azerbaycan ve Arran bölgelerine egemen oldu. Bu eşine de Nahçıvan ve Hoy şehirlerini verdi.[34]
Sultan Alaattin keykubat, Sultan Celalettin Herzemşah’ı Eyyubi Hanedanı aleyhine teşvik ediyor, onun Ahlat’ı kuşatmaya geldiğini öğrenince pekçok hediye gönderek onunla dostluk kurmak istiyordu. Bu arada onun kızlarından birisini oğlu Gıyasettin keyhusrev’e istiyordu.[35]
Moğollar, Anadolu gibi Gürcistan’ı da almak istiyorlardı. Bunu fark eden Prenses Rosudan bint-i Tamar barış teklif ettti. Bu arada kızını Anadolu selçuklu Sultanın büyük oğlu Gıyasettin Keyhusrev’e vermeye hazır olduğunu bildirdi. O da bunu kabul ettiğini bildirdi.[36]
Harput Artukluları, Anadolu selçuklu Sultanlarına bağlıydılar. İzzettin hızır’ın 1225/662 de vefat etmesi üzerine yerine geçen oğlu Artuk Şah bir süre sonra Sultan Alaattin’e samimi bir kalp ile bağlanmış ve Sultanın Malatya Meliki Adil’in kızıyla evlenmesi sırasında abık Anadolu Sultanı İzzettin Keykavus’un kızına talip olmuş ve onunla evlenmişti. Daha sonra Sultan Alaattin’in Anadolu’daki meliklerin topraklarını kendi sınırlarına katmaya başlamasından endişelenerek, Danişmentoğullarının başına gelenin kendi başına gelmesinden çekinerek diğer meliklerle işbirliği yapma yollarını aradı.[37]
[1]Prof. Dr. Osman Turan Selçuklular Zamanında Türkiye sf 164 Turan Neşriyat Yurdu İstanbul 1971
[2]Faruk Sümer Anadolu’da Moğallar 2. Baskı sf 9,10 TürkTarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[3]Faruk Sümer Anadolu’da Moğallar 2 . Baskı sf 33 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[4]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 1 sf 278 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[5]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 216 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[6]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 1 sf 290 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[7]Rasih Selçuk Uysal Mektuplar sf 79 Post Yayın Dağıtım İstanbul 2017
[8]T. Yılmaz Öztuna Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi c2 sf 253 Hayat Kitapları İstanbul 1964
[9]Prof. Dr. Afet İnan Tarih Boyunca Türk Kadının Hak ve Görevleri 3. Basılış sf 39,40 MEB Devlet Kitapları İstanbul 1975
[10]A. de Lamartine Aşiretten Devlete Türkiye Tarihi Hazırlayan M.R. Uzmen c 1 sf 51,52 Tercüman 1001 Temel Eser Kervan Kitapçılık A.Ş.
[11]Emin Oktay Tarih Lise III sf 134,135 Atlas Yayınevi İstanbul 1971
[12]T. Yılmaz Öztuna Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi c2 sf 34,35 Hayat Kitapları İstanbul 1964
[13] Merdan Yanardağ İçtihat Kapısı İslam Dünyasının Süren Ortaçağı sf 175,176 Kırmızıkedi yayınları 3. Basım Mayıs 2022 İstanbul
[14]Merdan Yanardağ age sf 118
[15]Merdan Yanardağ age sf 137
[16]Merdan Yanardağ age sf 168-170
[17]Merdan Yanardağ age sf 171
[18]Merdan Yanardağ age sf 172,173
[19]Merdan Yanardağ age sf 174,175
[20]Merdan Yanardağ age sf 176
[21]Merdan Yanardağ age sf 181
[22]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 1 sf 353 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[23]Faruk Sümer Anadolu’da Moğallar 2 . Baskı sf 19,20 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[24]Mükrimin HalilnYınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3. Baskı c 1 sf 259 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[25]Mükrimin HalilnYınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3. Baskı c 1 sf 99,100 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[26]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 1 sf 373Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[27]Prof. Dr. Osman Turan age sf 237
[28]Prof. Dr. Osman Turan age sf 245
[29]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 62,63 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[30]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 1 sf 335-337,357-361 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024/Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 4Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[31]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 4 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[32]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 41 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[33]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 65 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[34]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 66,67Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[35]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 82,83 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[36]Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 100,101 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024
[37] Mükremin Halil Yınanç Türkiye Tarihi Selçuklular Devri 3 . Baskı c 2 sf 109 Türk Tarih Kurumu Yayınları Ankara 2024

Yorum yapın