Arap Damatlar Bu konuda söylenen sözün aslı:
“Ne Şam’ın şekeri, Ne de Arabın zekeri” dir. Bu sözdeki kabalığı örtmek için, sözü:
“Ne Şam’ın şekeri,Ne de Arabın yüzü” şeklinde söylemişlerdir. Bu sözle ilgili hikâye şöyledir.
Bir kızcağızı, “Paralıdır, Şam’ın tatlıları, şeker ve şekerlemeleri de bol ve nefistir” diye bir Şamlı ile evlendirmişler. Fakat koca öyle mehâbetli bir “Zekere” sahip ve şehvete düşkünmüş ki kadın da dayanamamış heriften ayrılmış. Sebebini soranlara da yukarıda doğrusu yazılan sözü söylemiş![1]
Sultan Melikşah 1086 da Yakın Doğu işleriyle daha yakından uğraşmak üzere bizzat Halep’e geldi. Süveydiye’de engin Akdeniz’i görünce, bu derece muazzam fütuhatı nasip ettiği için Allah’a şükretti. 13 Mart 187 de ilk defa Bağdat’a geldi. Kızı Mahmelek Hatun’u Halife Muktedi ile evlendirdi.[2]
Melikşah’ın eşi, Karahanlı Hükümdarı Tamgaç Han’ın kızıdır. Alpaslan, onu genç yaşta büyük bir düğünle Melikşah’ı onunla evlendirmiş. Terken Hatun Semerkant’tan Merv’e çok zengin bir çeyiz ile gelmiştir. 100 kadar Türk köle ve cariye de getirmişti. Çok güzel ve akıllı olup Melikşah üzerinde ve devlet işlerinde çok etkiliydi. Melikşah’ın kızını Halife’ye istemek için vezirini İsfahan’a gönderince (1081), Nizamülmülk bu meselenin Sultan Melikşah ile değil eşi Terken Hatun ile halledilebileceğini söyledi ve beraberce ona gittiler. Hatun, kızına Türkistan hanları ve Gazneli Sultan’ının oğulları için istediklerini halifenin ileri süreceği şartların kabulüyle tercih edeceğini söyledi. 400.000 dinar mihir istiyordu. Nihayet 100.000 dinar mihir ve Türklerin âdetine göre 50.000 dinar süt hakkı üzerinde karara varıldı. Bundan başka hatun halifenin mevkiine ve Arapların âdeti olmasına rağmen Türk usulüne göre halife Muktedi’nin kızının anasına, büyük anasına ve ailesinin büyükleri olan hatunlarına damat olarak çıkmasını da şart koşuyordu. Bunun Bağdat’ta yapılan düğünü tarihte görülmemiş bir olaydı. (1807)
Çağrı Bey’in kızı Aslan Hatun da daha önce Halife Kaim bi Emrillah ile aynı debdebe ile evlenmişti.
Terken’in kızı Melek Hatun büyük bir kervan kafilesiyle Bağdat’a doğru ilerledi. Gelin ve hatunlar altın ve mücevher süslü mahfiller içindeydi. Çeyiz 130 deve ile taşınıyordu. Yalnız hazinesi 12 gümüş sandık içindeydi. İpek ve diba (kalın ve çiçek işlemeli) elbiseleriyle ile birlikte bunlar 74 yük oluyordu. Gelin alayı Gevher Ayin Porsuk’un idaresinde Bağdat’a giriyordu. Şehir baştanbaşa süslenmiş, dükkânlar meşaleler yakmışlar, Bağdat düğüne katılmış ve her tarafta şenlik yapılıyordu. Gelinin 200 cariyesi onunla birlikte saraya giriyordu.
Terken Hatun’un emrinde devamlı 10.000 süvari bulunuyordu. Onun işlerini ve mallarını idare etmek için ayrı bir divan ve örgüt vardı. Hatun, Melikşah üzerinde çok etkili olduğu için, sultanın son günlerinde (1092) kendi veziri Tac-ül Mülk Ebul Kaim’i devletin veziri yapıp, Nizam-ül Mülk’ü azlettirdi. 5 yaşında bulunan oğlu Mahmut’u saltanat biçin ve kızının oğlunu –torununu- da halifelik için veliaht yapmak istiyordu.
Melikşah 1092 de ölünce paralar harcanarak ve vezirlere birçok vaatlerde bulunarak gösterdiği gayret ve takip ettiği siyasetle küçük Mahmut’u Sultan yapmayı başardı. Bununla beraber Melikşah’ın kardeşleri ve diğer oğulları arasında yapılan saltanat çekişmeleri çok şiddetli olmuş ve derya gibi kan akmıştı. Terken Hatun’un bu işlerde büyük bir payı olmuştu. Ona Melikşah’ın unvanı dolayısıyla Celaliye Hatun denilirdi.[3]
1038 yıllarında halifenin başkomutanı olacak kadar yükselen Türkler, onun inancına bağlı kalmakla beraber, silahlarını ve topraklarını ellerine geçiriyorlardı. Irkından 300.000 adamın başında Tuğrul Bey, Sultan’ın adına Bağdat’a giriyor ve büyük bir saygıyla halifeyi atının geminden tutarak düşmanlarının onu kapattığı hapishaneden saraya götürüyordu.
Halife de Türkler ile olan mecburi ittifakını sağlamlaştırmak için Sultan’ın kız kardeşini eş (zevce) olarak kabul etti. Fakat ırk düşüncesiyle kendi kızını sultana vermekten hayatı boyunca kaçındı. [4]
Tuğrul Bey’in ünü az zamanda tüm İslam dünyasına yayıldı. Bu sırada Abbasi Halifesi olan Kaim bi Emrillah, Büveyhoğullarının egemenliğinden kurtulmak için onun büyük kuvvetinden faydalanmak istedi. Tuğrul Bey’e bir mektup yazarak, kendisini Şiilerin kurtarmasını istedi. Tuğrul Bey bu çağrıyı kabul ederek Bağdat’a geldi. (1055 Büveyhoğulları onun korkusundan Basra taraflarına çekildiler. Tuğrul Bey, Bağdat’ta büyük bir törenle karşılandı. Doğru halifenin sarayına gitti. Halife onu yanı başındaki bir taht zerine oturttu ve biri doğunun, diğeri batı sultanlığının işareti olan iki kılıç kuşattırdı.
Bundan başka Tuğrul Bey’e Defletin Diğreği (Rüknüd Devle) ve Müminlerin Emri (Emir-ül Müminin) unvanlarını verdi. Tellallar, sokaklarda Tuğrul Bey’in İslam Âleminin en büyük sultanı olduğunu ilan ettiler.
Tuğrul Bey, Selçuklu prenslerinden birisinin çıkardığı isyanı bastırmak için Bağdat’tan ayrılınca, Büveyhoğulları Bağdat’a gelerek halifeyi sıkıştırdılar. Bunun üzerine Tuğrul Bey tekrar Bağdat’a geldi ve Büveyoğullarını tamamen ortadan kaldırdı. (1057) Halife bundan çok memnun kalarak daha öncekilere ek olarak, Tuğrul Bey’e Dinin Direği (Rükn-üd- din) unvanını verdi. Bu tarihten itibaren başta halife olmak üzere bütün Abbasi ülkeleri Selçukoğullarının egemenliği altına girdi. Tuğrul Bey de son zamanlarında halifenin kızı ile evlendi. Fakat bundan kısa bir zaman sonra 1063de 70 yaşlarında iken öldü.[5]
1055 te hac yolunu tamir ettirmek ve bu yolun muhtel bulunan asayişini temin eylemek vesilesiyle -Büyük Selçuklu Devleti Sultanı- Tuğrul Bey Oğuz ordusunu Irak’a soktu. Büveyhiler, -Abbasi-Halifesi- Kaim’i Türk Hakanını Irak’tan uzaklaştırmak için dini otoritesini kullanmak hususunda kışkırttılar (tazyik) ve tehdit ettiler. Fakat kendini bekleyen sonucu (akıbete vakıf olan) bilen ve –Şii Büveyh oğullarının idarecisi- Besasiri’nin Fatimilerden (Mısır) yardım (imdat) istediğini öğrenen Kaim, Bağdat’ta hutbenin Tuğrul Bey adına okutulmasını emretti.
15 Aralık 1055 te Bağdat’ta gerçekleşen bu istek Türk-İslam Tarihinin en önemli olaylarından birisidir. Bu olay üzerine halife dünyevi saltanattan feragat ediyor, ruhani lider olmakla kalıyor. Cismani hükümdar olarak Büyük Türk Hakanını tanıyor. Bunu hutbede kendi adıyla beraber Türk Sultanının adını da okutmak suretiyle hukuken de doğruluyordu. Sultan Tuğrul on gün sonra 25.12.1055 de Bağdat’a giriyor. Halkın bitmek tükenmek bilmez coşkusuyla karşılanıyor ve Sünni İslam dünyasının efendisi oluyor. Aslan Besasiri tutuklanıp hapse atılıyor. Halife Kaim Bi Emrillah, 4 ay sonra Çağrı Bey’in kızı Hatice Aslan Hatun ile evlenerek Hakanın damadı oluyor.
Aslan Besasiri, Tuğrul Bey Bağdat’tan çıktıktan sonra hapisten kaçtı ve Şiileri etrafında topladı. Tuğrul Bey’in isyan etmiş olan Selçuklu Meliki İbrahim Yenal’e yenileceğini tahmin ederek 27.12. 1055te Bağdat’a girdi. Hutbeden halifenin ve Türk Hakanının adını kaldırtarak Fatimi halifesinin yani mısır sultanının adına okuttu. Bu Sünni İslam Dünyasının hukuk sisteminin alt üst olması demekti. Halife kaim, kendisine bağlı birliklerle Besariye kaşı koyduysa da yenildi ve gözaltına alınıp Bağdat dışında bir yerde hapsedildi. Besasiri büyük zulümler yaparak ileri gelenlerden Fatimi Muntasır’a bağlılık yemini aldı. Halife Kaim’e zorla imzalattırıp zorla aldığı halifelikten feragat belgesini ve değerli eşyaları Kahire’ye yolladı.
Besasiri, Tuğrul Bey’in, İbrahim Yenal ayaklanmasını bastırdıktan sonra 14.12.1059 da Bağdat’a doğru yaklaştığı haberini alınca Bağdat’tan ayrıldı. Tuğrul Bey, Besasiri taraftarlarını etkisiz hale getirerek ikinci defa yine halkın sevinç gösterileri arasında Bağdat’a girdi. Halifenin kızı Seyyide Hatun ile evlenmek istedi. Halife bu istekten şiddetle ürktü. Bu evlilikten doğacak çocuğun yani Tuğrul Bey’in oğlunun halife yapılıp Abbasi saltanatına son verileceğini zannetti. Hâlbuki zaten çocuğu olmayan Tuğrul Bey’in böyle bir niyeti de yoktu. O Abbasi hanedanına karşı samimi duygular besliyor, hürmet gösteriyor, yalnız dünya işlerine karışmalarını hoş karşılamıyordu.
Tuğrul Bey’in Abbasilerden halifeliği almak için herhangi bir engel yok iken bu 456 yıl sonra1516 da Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’e nasip oluyordu. Bu Arapların Türk egemenliğine girmesi için psikolojilerinin hazırlanmasının bir örneğidir.
Tuğrul Bey, ölümünden az önce halifenin kızıyla evlenerek, devler görevlerine Türkleri tayin edip, başta Bağdat olmak üzere birçok şehrin imar edilmesini emrederek Rey’e gitmek üzere Bağdat’tan ayrıldı.[6]
Melikşah ve Türkan Hatun’un kızı olan Mah Melek’in Abbasi Halifesi ile evlenmesinin hikâyesi çok ilginçtir. Abbasi Halifesi, Muktedi Biemrillah isteyince, Melikşah bu isteği ileten Halifenin elçisini Türkan Hatun’a gönderiyor.
“Türkan Hatun, kendisine gelen elçiye kızını ve Karahanlı ve Gazne Sultanlarının da istediğini, 400.000 Dinar başlık vermesi halinde halifeyi tercih edeceğini söylemiş. Halife ile bu tür pazarlığın yakışık almadığının hatırlatılması üzerine 50.00 Dinar süt hakkı, 100.000 Dinar mehir ödenmesi, ayrıca halifenin başka bir eşi ve cariyesi olmaması kaydıyla kızını vermeye razı olmuştur. Düğün 1087 (H 480) de yapılmış, düğünün ertesi günü bir ziyafet veren Halife Muktedi Biemrillah, Terken Hatun ile yanındaki kadınlara hilat göndermiştir. Burada dikkat çeken en önemli ayrıntı, bu evlilik için “Halifenin başka bir eşi ve cariyesinin olmaması” şartının konulmasıdır. Bu şartın 11. yüzyılda Selçuklu Sarayında hala etkili olduğu görülen Türk toplumunda kadının durumundan kaynaklandığı anlaşılıyor. Türk kavimlerinde kadının yeri ile Arap-İslam halifesinin sarayındaki hayat tarzı arasındaki bu fark önemlidir. Selçuklu Sultanı Melikşah’ın korumasından faydalanarak hilafet makamında uzun süre kalmak için onunla akrabalık bağı kurmak isteyen Abbasi halifesinin bu şartları kabul ettiği anlaşılmaktadır. Mah Melek’in halifeyi terk ederek Selçuklu başkentine, annesinin ve babasının yanına dönmesinde ise söz konusu şarta uyulmamasının etkili olduğu düşünülür.[7] Nizamülmülk’ün uzun vezirliği döneminde devlet işlerinde gösterdiği fikri takip, idarede uyguladığı amansız disiplin ve titizlik, başta Selçuklu sarayı ileri gelenleri olmak üzere, kendisine karşı bir çevrenin meydana gelmesine yol açmış ve birçok düşman kazanmasına sebep olmuştu. Bunların başında Melikşah’ı bile yönlendirecek entrikaları ile tanınan Karahanlı Prensesi Türkan (Terken) Hatun ve baş vezir olmak için çalışan Tac’ül Mülk ile Hasan Sabbah ve müritleri geliyordu.[8] Nizamülmülk’ün kadınlar hakkındaki “Tarihin bütün devirlerinde hükümdarın eşi hükümdara egemen olduğu zaman rezalet, şer, fitne ve fesattan başka bir şey ele geçirmemiştir” der. Selçuklu Devletinin kozmopolit yapısına rağmen bir Türk Hakanı olan Melikşah’ın göçebe Türkmen-Oğuz kültürünün bir sonucu olarak eşi Türkan (Terken) ile çağa göre eşitliğe yakın bir ilişki içinde bulunduğunun, dolayısı ile Selçuklu sarayında etkindir.[9] Nizamülmülk, -egemen olan- İranlılarla, -kurucu olan- Türklerin devlet içindeki nüfuz alanlarının sıkı sıkıya belirlendiği, aralarında bir dengenin kurulduğu dönemde övgü ile anılıyordu. Devlet idaresini ve bürokrasisini elinde tutan, bilge, güçlü ve tecrübeli baş vezir, belli bir dengeyi gözetse de, başta İranlılar olmak üzere yerleşik kavimleri ve onların egemen kesimlerinin çıkarlarını ve toplumun çıkarlarını temsil ediyordu. Buna karşılık gençlik yıllarından sonra silik bir hükümdar değil, kudretli bir sultan haline geldiği kabul edilen Sultan Melikşah ise hem içinden geldiği göçebe Oğuz/Türkmen boylarının baskısı, hem de yerleşik kavimlerin egemen sınıflarının kuşatması altındaydı. Kaldı ki merkezi yapısı çok güçlü olsa da federatif yapı nitelikteki Selçuklu Devletinin Anadolu, Horasan, Suriye ve Kirman bölgelerinin Sultan ailesinin fertleri idare ediyordu. Bu çatışma, ideolojik bakımından kendisini mezhep kavgaları şeklinde dışa vuruyordu.
Nizamülmülk tasfiye edilme planlarına karalılıkla ve şiddetle karşı koyuyordu. Öyle ki ilk eşinden olan büyük oğlu 18 yaşındaki Berkiyaruk’u veliaht ilan eden Melikşah’ı bu fikrinden vazgeçirerek, küçük yaştaki (3 yaşında) oğlu Mahmut’u onun yerine veliaht yapmak isteyen Türkan Hatun ile bile çarpışmaktan geri durmuyordu. Karahanlı Hükümdarı Tabgaç Han’ın kızı olan Türkan Hatun iki devlet arasında güç kaybına sebep olan bölgedeki egemenlik mücadelesi ve savaşlara, iki hanedan arasında akrabalık bağı kurarak son vermek amacıyla evlenmiş ya da evlendirilmişti. Dolayısı ile gücünü sadece Melikşah’ın eşi olmanın yanında, Karahanlı hanedanının soylu bir ferdi olmaktan da alıyordu.
Melikşah ile Nizamülmük’ün arası bundan sonra açılacak ve karşılıklı mektuplarla ve tehditlerle bu daha da şiddetlenecekti. [10]
Melikşah’ın eşi Terken Hatun küçük yaştaki oğlu Mahmut’u Melikşah’ın diğer eşinden olan Berkyaruk’un yerine veliaht tayin ettirmenin yanında Abbasi Halifesi Muktedi ile evli olan kızı (ki Halifeden ayrılarak Melikşah’ın sarayına dönmüş ve kısa bir zaman sonra ölmüştü.) Mah Melek’ten dünyaya gelen torunu Cafer’i de –halifenin- veliahtı yapmak istiyordu.
Türkan Hatun bütün bu planları önünde engel olarak gördüğü Nizamülmülk’ün yerine Tac’ül Mülk’ü baş vezir yapmak istiyordu.[11]
Nizamülmülk 14 Ekim 1092 de İsfahan’dan Bağdat’a giderken, sufi kılığına giren bir haşhaşinin korumaları aşarak, kendisine bir dilekçe vermek isterken yanında taşıdığı zehirli hançerle öldürüyor. Melikşah da yine ikinci Bağdat’a giderken Nizamülmülk de onu takip etti. Dilekçe vermek isteyen Tahir Arrani adlı bir haşhaşi tarafından öldürülüyor.
Bazı çevreler bu suikastı Melikşah’tan çok Terken Hatun’a yüklüyorlardı.[12]
Suikastın ardından yoluna devam eden Melikşah, Türkan Hatun’a yakınlığı tanınan Tac’ül Mülk’ü baş vezir tayin etti.
Nizamülmülk’ün esrarengiz bir şekilde ölümünden 35 gün sonra Melikşah da Bağdat’a öldürülüyor.
Melikşah, Halife Muktedi Biemrillah’tan Terken Hatun’un kızı Mah Melek Hatun’dan dünyaya gelen küçük oğlu Ebu Fazıl Cafer’i büyük oğlu veliaht Müstazhir’in yerine veliaht tayin etmesini istiyor. Ancak halife ona karşı koyacak gücü olmamasına rağmen bu isteğini yerine getirmiyor. Bunun üzerine Melikşah onu, kızı Mah Melek Hatun’un ölümünden sorumlu tutuyor ve egemenliği altında bulunan şehri –Bağdat’ı- terk etmesini istiyor. Ancak araya girenlerin isteği doğrultusunda 10 gün süre istiyor. Ancak Melikşah 19 Kasım 1092 de 9. Gün 38 yaşındayken öldürülüyor. [13]
Terken Hatun, veliaht şehzade Berkyaruk’un sultan olmasını engelleyip küçük yaştaki oğlu Mahmut’u tahta çıkarmak amacıyla Melikşah’ın ölümünü gizledi. Melikşah cenaze namazı kılınmadan gizlice Şüniziyye’de defnedildi. Daha sonra başkent İsfahan’a götürüldü ve yaptırdığı medresenin avlusuna gömüldü. [14]
Selçuklu Devletini,
1) Türkan Hatun ve onun desteklediği ümera, Tac’ül Mülk
2) Nizamülmülk’ün ailesi ve onun tayin ettiği devlet görelileri
3) Abbasiler ve halife
4) Hasan Sabbah ve Bâtıniler tehdit etmeye başlamıştır.[15]
HARUN REŞİT
Ebu Cafer Harun er-Raşid, babası 3. Abbasi halifesi Mehdi’nin o sırada bulunduğu İran’ın Rey şehrinde 763 te dünyaya geldi. Annesi Hayzuran adlı Yemenli bir cariyedir. 786 da kardeşi Hadi’nin ölmesi üzerine halife oldu. [16]
Halife Mutasım zamanında Ubeydullah bin Ziyad ilk defa Türklerden askeri yönden faydalanmak için Buhara’ya karşı yaptığı seferden sonra beraberinde getirdiği 2000 Türk’ü Basra’ya yerleştirmiştir. Türklerin yerleştirldiği bu bölgeye “Buharalılar Caddesi” adı verilmiştir.[17]
Halife Mutasım da bu amaçla getirilen Türkler için Samarra şehrini kurmuş ve bunların evlenmeleri için de Türk kızları da getirtmiştir. [18]
Halife Harun Reşit’in iki ayrı Türk kızından dünyaya gelen Memun ve Mutasım’dan önce Arap eşi Zübeyde’den dünyaya gelen Mehmet Emin tahta (809-813) geçmiştir.[19]
MEMUN
Halife Memun, 809 da babaları Harun Reşit’ten sonra Abbasi Halifesi ilan edilen ve Arap siyaseti güden kardeşi Emin’e (809-813) karşı Türk ellerinden topladığı yaptığı kuvvetlerle yaptığı[20] iç savaştan sonra 813 te onu halifelik tahtından indirerek idam edilmesinden sonra 7. Abbasi Halifesi oldu. Annesi Afganistan yöresinden Sogd asıllı cariyeden Harun Reşit’in 11 oğlundan 1. Olarak dünyaya geldi. Annesi doğum sırasında öldüğü için üvey annesi Zübeyde tarafından üvey kardeşi Emin ile beraber büyütülmüştür.[21]
Halife Memun, hanedana karşı beslenen genel nefreti önlemek için sadrazamı İranlı Fazıl bin Sehl’in ısrarlı ricasıyla Hz. Ali’nin Oğlu Hz. Hüseyin’in son Sasani hükümdarı 3. Yazdicerd’in kızından olan çocukları Ali oğullarından Şiilerin imam tanıdıkları Ali Rıza’yı kendisinden sonra hilafete geçmek üzere veliaht yapmaya mecbur oldu. Fakat Memun’un aynı zamanda kendisine damat edindiği Ali Rıza’yı daha sonra zehirli üzüm yedirerek öldürmesi bu rahatsızlığı ve infiali tamamen arttırdı.[22]
MUTASIM
Abbasi Halifesi Mutasım, Abbas el-Mutasım Billah (Ebû İshak “el-Mutasım bi’ilLah Abbas bin Harun Reşid) Annesi Türk asıllı bir cariye Meride idi. Harun Reşid’in küçük oğlu olup (833-842) te kardeşi Memun’un yerine geçti.[23]
Abbasi Halifesi Kaim bi Emrillah Çağrı Bey’in Bey’in kızı Hatice Sultan Hatun ile evlenmesiyle hilafet ailesi ile Selçuklu hanedanı arasındaki bağlantıyı kuvvetlendiren bir akrabalık bağı kurulmuştu. Büyük Selçuklu Sultan Çağrı Bey Bağdat’a geldiğinde halifenin veziri tarafından büyük bir törenle karşılandı ve onun İslam Âleminin savunmasını üstlenmesini meşrulaştıran bir tören yapıldı. Tuğrul Bey, Selçuklu devlet ricalinin ve hilafet erkânının hazır bulunduğu törende hilafet tahtının yanında özel olarak haz

Yorum yapın