Haber Detayı
18 Mayıs 2020 - Pazartesi 14:06 Bu haber 3286 kez okundu
 
Aile içi şiddetin önlenmesi
Günümüzde kadına yönelik şiddet uzun, meşakkatli mücadeleler sonucunda, bir insan hakları ihlali ve bir halk sağlığı problemi olarak kabul görmektedir.
YAŞAM Haberi
Aile içi şiddetin önlenmesi

 

 

 

 


Günümüzde kadına yönelik şiddet uzun, meşakkatli mücadeleler sonucunda, bir insan hakları ihlali ve bir halk sağlığı problemi olarak kabul görmektedir. Uzun yıllar özellikle ev içi şiddet bir tabu olarak görüldüğünden bir sorun olarak dile getirilememiş ve sessizlik çemberi içinde kalmıştır. Son dönemlerde kadına yönelik şiddetin, aile içi şiddetin önlenmesi ve bununla mücadele edilmesi yolunda önemli gelişmeler yaşanmıştır.

 

Özellikle kadın hukukçular şiddet konusunda farkındalık yaratarak bu toplumsal sorunu gündemde tutmuş ve yasaların çıkarılmasında etkili olmuşlardır. Bu çerçevede bağlayıcı ve yaptırım gücü olan: 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) ile 8 Mart 2012 de kabul edilen Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uygulanmaktadır. İnsan haklarının evrensel bir değer olarak tanınması ve geliştirilmesiyle dünyada olduğu gibi ülkemizde de ailede ve toplumda kadınlara karşı her türlü negatif ayrımcılığın kaldırılması çalışmaları sürmektedir. Bu çalışmalar kadına yönelik şiddetin önlenmesi mücadelesinin de hareket noktasını oluşturmuştur. Yüzyıllardır kadına uygulanan fiziksel, psikolojik, cinsel, sosyal, ekonomik şiddet tüm acımasızlığıyla devam etmektedir.

 

İstanbul Sözleşmesi ile Avrupa Konseyi'nce kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda kararlı yeni bir adım atılmıştır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılan “Kadına Yönelik Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Sözleşme” uluslararası hukukta kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan ilk sözleşme niteliği taşımaktadır. Türkiye, imzaya açılma töreninde 13 ülkenin imzaladığı Sözleşme 'ye imza koyan ve onaylayan ilk ülke olmuştur.

 

Sözleşme 'de kadına karşı şiddetle mücadele için kapsamlı bir hukuki çerçeve oluşturmak üzere önleme, koruma, kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma politikaları konularına yer verilmiştir. Sözleşme, medeni haline bakılmaksızın tüm kadınların şiddetten korunmasını kapsamakta, mağdurların haklarını korumaya yönelik önlemlerin alınmasında cinsel kimlik, cinsel yönelim de dahil olmak üzere hiçbir ayrımcılık yapılmamasını öngörmektedir.

 

Tüm dünya da olduğu gibi ülkemizde de aslında kadın ile erkek arasındaki tarih boyunca var olan eşitsizliğe dayalı iktidar ilişkisinin dışavurumu olarak da ifade edebileceğimiz şiddet olayları, uzun yıllar olağan bir hareket gibi kabullenilmiş, hatta “kocandır döver de sever de; kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin; kızını dövmeyen dizini döver” özdeyişlerle pekiştirilmiş ve bir sorun olarak ele alınmamıştır. 

 

Bilindiği gibi, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de aile içi şiddet en çok kadınları ve çocukları mağdur etmektedir. Aslında, aile içi şiddet ve buna gösterilen tahammül, kadının her alanda söz sahibi olmasının ve güçlenmesinin önünde önemli bir engel oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalarda, ailelerin yüzde 39'unda fiziksel şiddet, yüzde 46'sında sözlü şiddetin uygulandığı ve ev içi şiddetin yoğun olarak yaşandığı görülmektedir. 2008 yılında Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve proje ortakları tarafından yapılan “Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırması” sonucuna göre, Türkiye genelinde evli kadınların 39'unun, Kuzeydoğu Anadolu'da 53'ünün, Güneydoğu Anadolu'da 48'inin, Batı Marmara'da 25'inin, Ege'de 31'inin fiziksel şiddet yaşamış oldukları görülmektedir. Şiddet gören evli kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe şiddet mağduru sayısının azaldığı belirlenmiştir. Örneğin, lise ve üstü eğitim alanlarda oran 27 iken, eğitimi olmayan, ilköğretimi bitirmemiş kadınlarda 56'ya yükselmektedir.

 

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, esas itibariyle 4320 sayılı Kanunda düzenlenmiş olan koruma tedbirlerini içermektedir. Ancak, yeni yasa gerek şiddet mağdurlarının kapsamı açısından, gerek şiddetin önlenmesi, koruma kararı verilmesi ve kurumlar arası koordinasyon kurulması açılarından ve mağdura geçici maddi yardım desteği bakımından kapsamlı düzenlemeler içermektedir. 6284 sayılı Kanun'un Getirdiği bazı düzenlemeler:

 

Şiddete uğrayan ve şiddete uğrama tehlikesi bulunan, herhangi bir ayrım yapılmaksızın tüm kadınların, çocukların ve aile bireylerinin korunması, (md. 1/f. ), Kanunun uygulanmasında Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve özellikle İstanbul Sözleşmesinin esas alınacak olması, (md. 1/f. 2 a) , Şiddet mağduruna temel insan haklarına ve kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli destek ve hizmet verilmesi, (md. 1/f. 2 b) , Tedbir kararının insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilmesi, (md. 1/f. 2 c), Kadına yönelik şiddetin, cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ve kadının insan haklarını ihlal eden bir tutum olarak tanımlanmış olması, (md. 2/f. 1 ç),7 gün 24 saat esasına göre çalışacak şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulacak olması (md. 2 /f. 2 f),Gecikmesinde sakınca olan durumlarda kolluk kuvveti veya mülki amirin koruma kararı verilmesi, mağdura barınma yeri temin edilecek olması, geçici koruma altına alınabilmesi, (md. 3 / f. 2),Korunan kişinin talebi üzerine MK. 194. maddenin koşullarının varlığı halinde tapu kütüğüne “aile konutu” şerhi konulması, (md. 4/f. 1c) ,Hayati tehlikesi olması halinde, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayanarak Tanık Koruma Kanunu çerçevesinde kimlik ve belgelerinin değiştirilmesi, (md. 4/f. 1ç) vb. 6284 sayılı yasa ile getirilen olumlu gelişmelerdir.

 

 

Sadece hukuk alanında düzenlemeler getirilmekle şiddetin tam anlamıyla önlenebilmesi mümkün değildir. Evde önlenemeyen şiddet, çocukları olumsuz etkilemektedir, bu etkileşim sokağa ve yaşamın her alanına yansımaktadır. Bu nedenle kadına yönelik şiddet bir kadın sorunu olmaktan öte, toplumsal bir sorun olarak ele alınmalı daha kapsamlı, kalıcı ve etkili şiddeti önleyici çözüm yoları aranmalıdır.

AV.EMİNE AKTAN ÖZÇELİK

Kaynak: Editör:
Etiketler: Aile, içi, şiddetin, önlenmesi,
Yorumlar
Haber Yazılımı