banner14
21 Kasım 2014 Cuma

İŞ AHLAKI NASIL OLMALI..?

16 Eylül 2013, 11:18
Bu makale 191 kez okundu
İŞ AHLAKI NASIL OLMALI..?
Muhammed Şafi EROL
 Dünya hayatını idame ettirmek için çalışmak, namaz gibi emrolunmuştur. İnsanlar ya işverendir, ya amirdir, ya patrondur, ya iş alan, memur, şakird (ilim öğrenen) veya işçidir.

Allah Teâlâ hepsine muayyen vazifeler tayin etmiş ve iki tarafın samîmiyetle çalışmalarını, itikat birliği yapmalarını, ittifak etmelerini, samimi olmalarını, teslimiyet ve muhabbete sarılmalarını emir buyurmuştur. Rızkı da bu ölçülere uymaları nisbetinde vereceğini de vadetmiştir.

İnsanlar ister işveren, iş alan, patron, işçi, amir, memur olsun Allah’a çalıştıklarının ve rızıklarını verenin de Allah Teâlâ’dan başkası olmadığının şuurunda olmalıdırlar. Ne patron işçisi için, ne de işçi patronu için çalıştığını söyleyemez. Samimi olmalı ve biri diğerini rızkına vesîle olarak kabul etmelidir.

(İslam uygulandığı takdirde) Patron: “Allah Teâlâ bu çalışanlarımı rızkıma vesîle kılmıştır. Öyleyse onlara şefkat göstermem ve ücretlerini noksansız olarak vermem farzdır. Bunun dışında onlara ikramiye, hediye vermem de nafile ibadettir” diye düşünerek, bütün şefkatiyle ve öz evladı gibi çalışanını kucaklar.

Çalışan (işçi) da: “İşverenim, benim geçimime, hayatıma ve rızkımı kazanmama vesîledir. Gücümün nisbetinde ve samimi olarak bana emredildiği gibi çalışmam farzdır. İş saatlerimin dışında çalışmam ise nafile ibadettir. Ona karşı saygılı olmam ise insanlığın bir gereğidir” diyerek, işverenini büyüğü olarak kabul eder ve öz babası gibi düşünür.

Ne yazık ki, bu inanç ve düşünceler yıkılmıştır. Çünkü, İslâm ölçüleri, İslam’a teslimiyet ve İslami samimiyet ve dolayısıyla Allah için sevişmek ortadan kalkmıştır! Kalbi bu inançlarla donanmamış toplumlar ya sosyalizme veya kapitalizme kaymaya kendilerini mahkûm etmiş olacaklardır!

İşverenlerin ve amirlerin görevleri

İşverenlerin ve amirlerin temel vazifelerini kısaca özetleyelim:

1. Sıfatlarını nazar-ı itibare almaksızın işçi ve memura çalışmaları nisbetinde ücret vermek. Bunu yapmak farzdır. Fıtraten insan hayrı sever ve hayırdan hoşlanır. Hayır ise aklı, ırzı, malı, şerefi korumakla ifade edilir. Bunların birine tecavüz kat’iyyetle yasaktır; fitne ve fesatlıktır!

2. İşçi ve memurun ücretini zamanında vermek. Yani, hakları ne ise onu eksiksiz ve zamanında vermektir. Bunu yapmayanlar, haram işlemiş olur ve Peygamber aleyhisselâm onlar hakkında “Ben onlardan davacıyım!” buyurur.

3. İşçiden gücünün üzerinde çalışmasını istememek ve bunu yaptırmamak. Böyle bir teklif caiz değildir; ancak, yapıldığı takdirde, işverenin de işçisine yardımcı olması vaciptir.

4. Patron ve amirin de işçi ve memuru ile birlikte çalışması. Bunun ayrıca sevabı vardır. Reisler, müslümanların işlerini bizzat görmekle yükümlü değildirler. Buna rağmen böyle yapmaları, en üstün insanlıktır.

5. İşçi ve memurların namaz ve dinlenme haklarına tecavüz etmemeleri; onlara ikramiye, hediye, sadaka vermeleri veya hibe yapmaları.

Bunlar, insanlığın gerektirdiği haklardır. Hatta, ana babası hasta olup onlara bakmak zorunda olanlara da bu hususta yardımcı olunmalıdır. Fazilet olarak, çalışanın bakmakta olduğu fertlerin sayısını da göz önünde bulundurarak ücret tayin etmek, çok güzel ve gerekli bir iştir. Bu da, güzel ahlak sayılır. Hakiki merhamet de budur. Patron bunu yapmazsa devlet bu konuda maddi destek sağlamakla yükümlü olur. İmam tayin etmenin sebeplerinden biri de budur ve Ehl-i Sünnet (âlimleri) bu konuda müttefiktir.

6. İşçi ve memura hakaret mahiyetinde sözlerle hitap etmemek.

Köle bile olsalar onları “hizmetçim, kölem, hey garson!” gibi sözlerle çağırmamalıdır. Bu konuda büsbütün küçülüp başkasına kul olmak haram olduğu gibi, büyüklük taslamak, rencide etmek de haramdır.

7. Elindeki serveti faiz, ihtikâr, hiyle ve israf gibi haramlardan korumak.

Böylece mal, ırz, can ve namus da korunmuş olur. Ayrıca bunları yapmak, insanı zulme düşmekten de korur. Zulmün olduğu yerde, isyan ve saldırganlık da kaçınılmaz hale gelir. İşçinin, memurun hürriyetini alıp Cuma cemaatinden geri bırakmak da zulümdür. Memur ve işçinin Cuma bahanesiyle işlerinden geri kalmaları da ayrı bir zulümdür. Unutulmamalıdır ki, çalışmak, iman ve namaz şartıyla ibadettir!

Mü’min yalnız kendi meşrebinde olanlara, partisindekilere, zenginlere vs. değil; tüm toplumun hizmetine, genel manada istikametle çalışmalıdır. Kalkınmanın ve huzurun anahtarı da budur!

Adâletli insan, başkasına zarar vermeyendir. Böyle insanın başkasının hayatına, malına, canına, namus ve şerefine tecavüz etmesi de düşünülemez. Sorumluluk denen şey de bu değil midir?

Adâlet imanın semeresi, zulüm ise küfrün semeresidir ve çarpışanlar da bunlardır. Tüm hayatı kuşatan, adâletle hareket etmek, emanetlere uymakla ilgili emir ve yasakların öğrenilmesi herkese farzdır.

Sözü sevgili peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadis-i şerifleri ile bitirelim....!

“İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz…” (İbn Mace)

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ?2015 Ak Parti Bayan Milletvekili Adayı Kim Olmalı

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SAYFALAR
    ARŞİV

    banner58

    banner52

    banner56

    banner57

    banner59

    banner60

    banner61

    banner62

    banner64